26 Eylül 2017 Salı

Rakip: RB Leipzig



Geçtiğimiz sezonun başında bu blogda Avrupa'dan izlenesi 5 takım arasında RB Leipzig'e yer verirken genç ve dinamik kadro, etkileyici özgün futbollarıyla kendilerinden çok söz ettireceklerini, hatta Avrupa kupalarına katılım hakkı elde edeceklerini öngörüyordum ancak katılacaklarını düşündüğüm Avrupa kupası Şampiyonlar Ligi değil UEFA Avrupa Ligi'ydi. Onlarsa performanslarında neredeyse hiç sapma olmadan aynı tempoda devam ettiler ve ilk sezonlarında ligi ikinci sırada tamamlayarak şov yaptılar. Daha önce Hoffenheim'daki ilk sezonunda ligin ilk yarısını lider tamamlayarak dikkatleri üzerine çeken Ralf Rangnick bu sefer kulübe yerine planlayıcı pozisyonunda yine çaylak bir kulübü zirveye taşıyan isimler arasında yer aldı. Hoffenheim'ın o sezon ikinci yarıda neden düşüşe geçtiği sorusuna bazı oyuncuların kendi kariyerlerini ve kişisel başarılarını takımın önüne koyduklarını, transfer haberleri ve gösterilen ilgiden başlarının döndüğünü ve eskisi kadar koşmadıklarını söylemişti Rangnick, ancak bu sefer mental açıdan çok daha güçlü bir ekip oluşturduğu kesindi. Bu takım başından beri Avrupa kupalarında oynayacak, eninde sonunda ilk 3'ü zorlayacak beklentisiyle kurulmuştu aslında. Öyle ki takım kaptanı Dominik Kaiser 2012 yılında RB Leipzig henüz Kuzeydoğu Amatör Ligi'nde -4. ligin karşılığı- mücadele ederken sözleşmesine Şampiyonlar Ligi'ne katılım halinde 300.000 Euro'luk bonus maddesi ekletmişti. Sadece Kaiser de değil, geçtiğimiz sezon ligi ikinci sırada bitirdiklerinde oyuncuların sözleşmelerindeki Avrupa bonusu maddeleri yüzünden takım bütçesinin 30 milyondan 40 milyona yükseldiği yazıldı medyada.



Ralf Rangnick futbolun genç oyuncularla daha iyi oynandığını düşünen, bu konuda radikal olarak tanımlayabileceğimiz biri. Leicester City'nin şampiyonluğu sonrası, zamanında bir menajerin elinde tam da Rangnick'in kafasındaki oyun tarzına uygun bir forveti olduğunu ama 27 yaşında olduğu için transferini istemediği, o ismin Jamie Vardy olduğu haberleri çıkmıştı. Çünkü Rangnick için 27 yaşında ve daha önce RBL'de oynanan futbola yabancı olan bir oyuncunun bu felsefeyi sonradan bazı şeyleri refleks haline getirecek denli benimsemesi imkansız. Ona göre genç oyuncular daha çok öğrenir, dinler, daha çok koşar ve yoğun temponun altından kalkabilir. Ayrıca başarı için takım ruhunun şart olduğunun, yıldız olmalarının yolunun takım bütünlüğüyle gelecek başarı olduğunun bilincine varmaları daha kolaydır. Tüm bunların ışığında 23 yaş ortalamalı RB Leipzig ligi ikinci bitirerek Şampiyonlar Ligi vizesi aldı. 

KISACA TAKTİK

RB Leipzig 4-4-2'yi 4-2-2-2 şeklinde oynuyor. Ofansif kimlikteki beklerin önünde oyun kurucu nitelikte, çizgiye değil merkeze daha yakın iki kenar oyuncusu bulunuyor ve bu iki oyuncu (Forsberg ve Sabitzer) sahanın merkezinde uygulanan yoğun baskıda alan daraltarak önemli iş yapıyor. İsveçli Emil Forsberg takımın en özel 3 oyuncusundan biri Werner ve Keita ile birlikte. Geçen sezonun başından beri Avrupa'nın 5 büyük liginde toplamda 20 asisti geçebilen sadece 2 oyuncudan biri kendisi ve geçen yıl tam 21 asist yaptı. Aslında kağıt üstünde kanat oyuncusu olarak gözüken, 10 numara karakterli sapına kadar oyun kurucu bir adam Forsberg. Werner'i, Augustin'i ya da geriden koşu yapan Keita'yı incecik bir boşluktan doğru şiddette bir pasla görebilir, frikikten gol atabilir. Bu takımın De Bruyne'ü de diyebiliriz. Leipzig'in "kanat oyuncularının" bizim alıştığımız kanat oyunculuğuyla hiç alakası olmadığını merkez orta sahada bir anda kalabalıklaşıp prese katıldıklarında daha iyi anlayacağız. 

Geçen sezon en büyük eksikleri hep aynı birkaç oyuncunun performansıyla ilerlemeleri ve kulübede işi çözecek oyuncuya sahip olmamalarıydı, Nottingham'dan aldıkları Oliver Burke de tutmadı ama şimdi Bruma gibi bir B planına da sahipler. Bruma'nın RBL oyun tarzına, özellikle de defansif görevleri tamamen kavraması için zamana ihtiyacı var ama gelişim gösteriyor. Aynı şekilde bu yaz PSG'den aldıkları Jean-Kevin Augustin bu yazın en akılcı transferlerinden biriydi; Mbappe ile birlikte Fransa'yı U19 Avrupa şampiyonluğuna taşırken gol kralı olan Augustin bir türlü şans bulamadığı PSG'de meziyetlerini gösteremese de Leipzig'de Yussuf Poulsen'den çok daha iyi yapıyor ikinci forvetlik işini. Hem çok güçlü, hem iyi bir bitirici hem de çabuk bir oyuncu olan Augustin en az Werner kadar kontrol altında tutulmalı. Monaco'da Poulsen ilk 11 çıkıp Augustin yedek başlamıştı ama Hasenhüttl bu sefer tersini deneyebilir.



Timo Werner'den çok bahsetmeye ise aslında gerek yok. Almanya'nın şimdi ve gelecekteki santrforu kendisi ve bunu neredeyse her maç ispatlıyor. Werner savunmadan atılan uzun toplara yaptığı koşularla kendisini marke edenleri gezdiren, geriden gelenler için de boşluklar açan bir oyuncu. Tosic gibi kendi kendine feyk atıp oyundan düşebilen bir stoperle karşılaşmaması yararımıza olur ama Werner'i tutalım derken arkadan gelecek sızmaları da unutmamak lazım.




RBL "kanatları" Sabitzer ve Forsberg'in top rakipteyken ve top kendilerindeykenki halleri

Önde baskı takımın karakteristik özelliği. Forsberg ve Sabitzer'in katılımıyla daha da kalabalıklaşıyorlar ve savunmayı da seken topları almak için orta sahaya kadar çıkardıkları oluyor sıklıkla. Willi Orban 2. ligden beri bu takımda olduğu için epey alıştı, 18'lik Dayot Upamecano ise bazen tecrübesizlik kaynaklı bocalamalar yaşasa da üst düzey atletizm ve güce sahip. Bu sayede de çoğu kontratağı başlamadan bitirebiliyor. 


Önde baskı uygulamak oyun karakterlerinin bir parçası. Gördüğünüz gibi rakip Bayern de olsa bundan vazgeçmiyorlar ancak şuursuz, abartı bir pres değil de rakibin topla çıkışını zorlaştıracak orta tempoda bir baskı bu. Eğer karşıda geriden oyun kurma konusunda sıkıntılı bir rakip varsa daha yoğun, acımasız bir baskıya dönüşebiliyor tabi.




Rakip yarı sahadaki kalabalık baskıyla da böyle boğuyorlar. Burada Naby Keita'ya bir paragraf açayım, ki aslında sayfa açsak yetmez, kendisi şimdiden dünyanın en önemli merkez orta sahalarından biri. Geçen sezon Bundesliga'da Ousmane Dembele'den sonra en fazla başarılı dripling yapan oyuncu oldu ki Ribery,Robben gibi adamları geride bırakmasını geçtim, bu driplingleri yukarıdaki karelerdeki mayın tarlasını andıran kalabalık merkez alanlarda yapması asıl olay. Top ayağına yapışıyor, rahatlıkla 3 oyuncuyu geçip bir anda rakibi göbekten delebiliyor veya uzaktan şutla gol bulabiliyor.
video

Oynarsa, ki oynayacak gibi, maçın kilit adamı olacaktır. Zaten bekleri ataklarda kanat gibi kullanan, kanat oyuncularını da yardımcı forvet gibi stoperlerin aralarına sokan bir takımda bir de orta sahada bir anda 2 oyuncuyu da oyundan düşürebilen bir Keita'nın olması hem beklere yardımın asla aksamamasını hem de merkezi kalabalık tutmayı gerektiriyor. Bir şekilde 3 merkez orta sahalı formül üzerine düşünmek gerekiyor. Augsburg, Leipzig'i mağlup ederken savunmanın önünde Moravek-Rani Khedira-Baier merkez orta saha üçlüsünü kullandı ve bu sayede boşlukları kapatabildi mesela. İlk hafta yenildikleri Schalke ise üçlü savunmanın önüne Goretzka ve Bentaleb koyup maçı kilitlemişti. Bu arada özel hayranı olduğum Kevin Kampl da var tabi ama Leverkusen'deki gibi merkezde değil, kenarlar için düşünülüyor burada ve henüz takıma uyum sağlayamadı. Kenarda oynarsa o da Sabitzer ve Forsberg gibi önde basacak, çizgi yerine merkezi bir konum olacak ve araya paslar deneyecektir.

                                                   
                                                 Bu temsili görsel can sıkıyor. Adriano'nun geçen maç olduğu kadar yalnız kalmaması şart. Babel genellikle defansif katkıyı veriyor ama 7 numaralı arkadaş oynarsa doğum gününde ciddi bir özveri göstermesi gerekecek.

Beşiktaş için RB Leipzig biraz geçen sezon Napoli'sini andıracak. Stoperleri Napoli kadar orta saha çizgisine çıkarmasalar da onlar da önde oynayan bir takım ve cezalandırılma yolu hızlı hücumdan geçiyor. Augsburg maçında Caiuby bunu çok iyi yaptı. Hem golde hem de ikinci yarıda bir anda hızlanıp geride bırakılan boşlukları kullandı. Bunu Talisca maç içinde zaman zaman yapabilir. Bir anda vites yükselten bir depar atıp rakipleri arkada bırakma özelliği var Talisca'nın. Babel çok hızlı olmasa da yine anlık patlamalar ve fizik gücüyle benzer etkiyi yapabilir, Okurken aklınızdan geçeni de söyleyeyim, evet aslında bu işi en iyi Lens yapar. Bugün şans bulduğu takdirde sevdiği o boş alanları da bulacak Lens. Doğru zamanlamayla koşuyu yapıp küçük bir dokunuşla rakipten kurtulmak artık kendisine kalmış. Kısaca Cenk Tosun'un dönüşümünden de bahsetmek lazım son olarak; yıllardır ceza sahası dışında az iş yapan, ceza sahası içindeki bitiriciliğiyle ekmek yiyen "son vuruş golcüsü" Cenk artık konfor alanından çıktı ve pas bağlantıları kurma, top taşıma, arkadaşlarına alan açma gibi konularda çok değerli işler yapıyor. Porto deplasmanında iyi yaptığı bu işleri burada da devam ettirmek zorunda Cenk. 


Son olarak tribün baskısıyla ilgili not: evet 2009'da kurulmuş, yaş ortalaması 23 olan bir takım ve ilk Şampiyonlar Ligi deplasmanlarına çıkacaklar ama yıllardır Red Bull sahipliği yüzünden Almanya'nın en nefret edilen kulübü halindeler ve alt liglerden beri hep sert tepkiyle karşılaştılar, hala da karşılaşıyorlar. O yüzden çok da etkileneceklerini sanmıyorum ama tribünün buradaki asıl işlevi kendi takımına enerji verip onların 1 dripling, 1 müdahale, 1 kademe daha fazlasını yapmasını sağlamak olmalı. Çünkü enerji seviyesi ve kondisyonu çok yüksek bir takımla oynayacağız.

Kapanışı yaparken keşke meşhur son torbadan en güçlü takımı çekme huyu bu sene yalnız bıraksaydı da Maribor falan gelseydi diyoruz ama RB Leipzig gibi adeta bir futbol deneyi olan takımı canlı izleyecek olmak heyecanlandırıyor. Umarım olumlu bir sonuç alırız da bu deneyim tıpkı Napoli maçlarındaki gibi keyif veren cinsten olur.



 






20 Mart 2017 Pazartesi

Rakip: Olympique Lyon



Uzun bir aradan sonra merhaba arkadaşlar. Hapoel Beer Sheva ve Olympiakos'u eleyerek çeyrek finale yükselen Beşiktaş geriye kalan 7 takım içinden kendisine en ters oyuna sahip Lyon'u çekti ve 25 Ağustos 2016 Şampiyonlar Ligi grup kuralarıyla başlayan Beşiktaş-UEFA çözüm süreci sona erdi.

Bu yazı çok uzun olmayacak, elimden geldiğince görseller kullanacağım ama çok fazla görselle de şişirmeyeceğim. Genel hatlarıyla bir eşleşme portresi çizelim istiyorum sadece. Hazırsanız başlayalım.

Şu an Ligue1'in 4. sırasında bulunan Lyon'un Şampiyonlar Ligi'ne katılım potasına girmesi imkansız. Zaten onlar da tüm konsantrasyonlarını Avrupa'ya vermiş durumdalar. Buna rağmen bu sezon istatistikleri alt üst eden Monaco'nun çılgın performansını saymazsak (30 maç-87 gol) Lyon, PSG ile beraber ligin en golcü ikinci takımı, üstelik PSG'den bir maç az oynamışlar. 29 maçta 60 gol, hiç fena değil. Bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde 6 maçta sadece 3 gol yemelerine rağmen son maçta 24 şut atıp domine ettikleri Sevilla'yı yenemedikleri için gruptan çıkamadılar.

4-3-3 oynuyorlar, kalede refleksleriyle öne çıkan bol bol atlayıp zıplayan, kalesini çabuk terk eden Lopes var. Stoperlerde son dönem tercihini gençlerden yana kullanıyor Genesio; altyapıdan Diakhaby (20) ve Arjantinli Mammana (20) son dönemde yan yana gelse de Mapou Yanga-Mbiwa da rotasyona dahil oluyor. Kendisiyle ilgili kısa bir parantez açayım; Roma'da oynadığı dönemde sahadayken beni en çok korkutan oyuncuydu. Dany Nounkeu'nun daha klası olan bu arkadaşımız çok atletiktir, bazen ciddi ciddi iyi de oynar ama pozisyon bilgisi yerlerdedir, kafası arada bir dalar gider ve marke etmesi gereken adamı unutup ona boşluk bırakır ama çabuktur, kemik gibidir orası ayrı tabi.

Beklerde sol taraf garanti gibi; tecrübeli Morel zayıf halka görünümünde ama yedeği Polonyalı Rybus'un devşirme bek performansının büyük ligde yetersiz kaldığı ve defansif zaafları düşünülürse Morel Lyon için kötünün iyisi durumunda. Sağda tecrübeli Jallet ve Rafael dönüşümlü oynuyor ve ikisi de aynı hücumcu karakterde. Sık sık ataklara katılıp hücuma derinlik katıyorlar. E tabi bu arkalarına sarkılabileceği anlamına da geliyor. Aşağıdaki kare Jallet'nin Toulouse'a attığı golden.



Stoperlerden Diakhaby'nin enteresan derecede güçlü sezgileri var gol konusunda. Roma'ya, PSG'ye golleri attı son dönemlerde. Duran toplarda kesinlikle göz açtırılmaması gerekiyor. Ancak Lyon duran toplarda ne kadar etkiliyse bu topların ve kenar ortalarının savunmasında da bir o kadar sıkıntı yaşıyor. Son olarak eşleşmenin ilk maçında Fazio geriden gelip çok rahat bir kafa vuruşuyla golü bulmuştu ama benim vereceğim örnek akan oyundan olacak. Salah'ın içeri çevirdiği topta 4 Lyonlunun yalnız durumdaki Dzeko'yu doğru düzgün marke edemeyişini görüyorsunuz. Bu pozisyon gol olmadı ama Roma ikinci maçta El Shaarawy'nin yerden içeri çevirdiği pasta bocalayan Lyon savunması sayesinde gol buldu. Yani içeri gönderilen ortalar çok kritik, sıfıra doğru inip yerden geriye, penaltı noktasına doğru pas çıkarmak daha da kritik. Dengeleri bozuluyor.



Orta saha ve hücum hattına gelirsek bence burayı beraber ele almak lazım çünkü hücumlara 4-5 kişiyle hep beraber çıkıyorlar. Bana biraz geçen sezon Beşiktaş'ın kazanılan toplarla aniden çıktığı piranha hücumlarını andırıyor bu durumları. Gonalons,Tolisso,Fekir,Valbuena,Cornet,Ghezzal,Lacazette. Hepsinin de şut tehdidi yüksek ama aynı zamanda hepsi de inceci. Bu da tehlikeyi daha da büyütüyor çünkü tam "Aha şut atacak, kapatayım" diye hamle yaptığınızda tıpkı San Antonio Spurs gibi ekstra pas yapıp boştaki adamı bulabiliyorlar.

Bahsettiğim şeyi tam olarak karşılamasa da 4-2'lik maçta Roma'ya attıkları ikinci golden önceki paslaşmalar ve Lacazette'in Tolisso'ya verdiği pasla savunmayı felç edişini izleyebilirsiniz




Piranha ataklarına birkaç kare örnek vereyim. Çok adamla aniden çıkıyorlar ve rakip savunmadan daha fazla adamla ceza sahasına girdikleri oluyor;




 Dikkat ederseniz burada Valbuena'nın attığı gol bir üstteki karedeki gole benziyor. Çok adamla ceza sahasına giriş, içeriye çıkarılan topa geriden gelenin vurması.

                                  Bu tip hücumlarını görünce "Bu takım 4 forvet mi oynuyor?" diyebiliyorsunuz çünkü çoğu zaman "2 kanat+1 santrfor" şeklinde değil de topyekun 4 forvetle oynar gibi giriyorlar ceza sahasına

Burada ben çekindiğim bir noktaya değinmeden edemeyeceğim. İsrail'deki maçta çok önemsiz gözüken ama beni rahatsız eden bir pozisyon vardı, bilmem kareleri görünce hatırlayacak mısınız



 Hapoel, John Ogu ile geliyor. Tosic sağdaki arkadaşla ilgilenmek yerine Ogu'ya yöneliyor

  Ogu sağdaki arkadaşa pası veriyor ve hareketleniyor. Buradan anlaşılmıyor pek ama o arkadaşın topu tekrar Ogu'ya oynayacağını maçı izlerken anlıyorsunuz. %90 öyle olacak yani.
 Öyle oluyor, top tekrar Ogu'ya çıkarılıyor o da vuruşunu yapıyor, top Marcelo'dan dışarı çıkıyor. Bu pozisyonda sadece iki aktif adamla bu kadar basit bir şeyi uygulayabilmeleri ve o şutu attırmamız canımı sıkmıştı. Lyon'un hücumlara çok adamla çıkışlarını, o adamların hepsinin etkili şutlar çıkarabildiğini ama daha da fenası ekstra paslarını düşününce aklıma yine bu pozisyon geldi. Maalesef ani gelişen ataklarda savunmamız genellikle bocalıyor, hatalı kararlar veriyor. Ben Şenol hocanın Lyon'a karşı Napoli'ye (ve Portekiz'deki Benfica maçındaki gibi) oynadığımız gibi oynatacağını düşünüyorum ve bu tip durumlara pek düşmeyeceğimizi umuyorum.

Lacazette ile ilgili çok fazla konuşmaya gerek yok. Adam komple forvet, iyi golcü ama aynı zamanda Tolisso'nun golünden önceki gibi ince işleri de yapabiliyor. Ayrıca çok ama çok çabuk, özellikle kısa mesafede deparı atıp stoperi arkasında bırakabilen, kırmızı kart göstertebilen bir adam. Buna da şöyle bir örnek var Rennes maçında bir anda hızlanarak Ramy Bensabaini'yi (ki hiç de yavaş bir oyuncu değildir) oyundan attırmıştı


St Etienne'in Şubat ayında 2-0 kazandığı derbi bence Beşiktaş için pusula olmalı. St Etienne bu derbiyi kazanırken orta sahada Lyon'un kalabalıklığına aynı şekilde karşılık verdi, sertlikle onları yıldırdı, gollerden birini orta sahada kazanılan topu savunma arkasına çabuk oynayarak buldu ve planından şaşan Lyonlu oyuncular son bölümde sinirlerine hakim olamayarak 2 de kırmızı kart gördü. St Etienne topla çok daha az oynamasına rağmen Lyon'u düzen dışına çıkarmayı başarmıştı o maçta. Lyon'un agresif yapısı ve bu piranha hücumları hızlı hücuma çıkan takımlar karşısında kendilerine zarar da veriyor çünkü.

Bu arada kaptanları Gonalons'un ilk maçta oynayamayacak olması büyük bir artı Beşiktaş için. Kesin değeri hatırlamamakla birlikte sezonun bir bölümünde Gonalons'lu Lyon'un onsuz maçlara göre kazanma yüzdesinin %20 civarında daha yüksek olduğu paylaşılmıştı, o istatistiği hatırlıyorum. Bu hafta sonu da PSG karşısında 13 pas arası gibi insanüstü bir performans sergiledi zaten.

Sonuç olarak bu Lyon Beşiktaş'ın 4 puan aldığı Napoli'den iyi mi? Hayır. Ancak yer yer onlardan daha tahmin edilemez bir hücum repertuvarına sahipler. Mesela Napoli Vodafone Arena'daki maçın ilk yarısında sadece Mertens'i savunma arkasına kaçırmaya çalışarak 45 dakikayı geçirmişti. Lyon'un ortadan daha çok gelmesi, bazı bölümlerde 4-5 oyuncuyla ceza sahasına girmesi muhtemel. Savunmada konsantrasyonun %100'den bir adım aşağı inmemesi, hücumda da topun kıymetini bilen, rakip kaleye çabuk inebilen bir Beşiktaş görmemiz şart. Quaresma'nın yapacağı ortalarla tabela yapabileceği iki maç oynayacağız ama ikinci Olympiakos maçı yerine topla daha az oyalanıp penaltı noktası civarına top göndermesi gerek. Çok zor bir eşleşme ancak tabi ki imkansız diye bir şey yok. Bol şans.

20 Kasım 2016 Pazar

Avrupa'dan yükselen yıldızlar -1


Bu yazı dizisinde 2016/17 sezonunda performanslarıyla kendilerinden söz ettiren genç oyunculara odaklanırken bazen de kendilerinde söz ettiremeyen, kıyıda köşede kalmış "underrated" kardeşlerimize hak ettikleri değeri vereceğiz. İlk yazıda yer alan 10 isim BJKTV'de 16 Kasım 2016 tarihli Global Futbol programında konuştuğumuz oyuncular. İkinci 10 kişilik liste de şimdiden hazır, onları da bir ara paylaşırız artık.

Not: 17 yaşındaki Donnarumma'yı listedeki oyunculara kıyasla daha önce çıkış yaptığı ve artık Buffon-Neuer-De Gea gibi "baba" kaleciler klasmanında sayılması gerektiğinden bu listeye koymadım. Yerine nispeten daha az bilinen Lafont kardeşimizle başladım. İyi okumalar.


Alban Lafont, 17, Toulouse


2015/16 sezonu Toulouse için hiç de iyi başlamamıştı ve 14 maçta sadece 1 galibiyet alabilen takımın küme düşme hattının dışıyla arasında 10 puanlık bir fark vardı. Dönemin teknik adamı Dominik Arribage beklenmedik bir şey yaptı ve tecrübeli iki kalecisi yerine Nice maçında kaleyi 1999 doğumlu Alban Lafont’a teslim etti. 16 yaş 310 günle Fransa lig tarihinin en genç kalecisi unvanını alan Lafont’un başarılı performans gösterdiği maçı Toulouse 2-0 kazandı ve o günden sonra genç kaleci bir daha arkasına bakmadı.

Toulouse ligde kalmayı son maçta aldığı galibiyetle başarırken ligde şans bulduğu 24 maçın 8’inde kalesini gole kapatan Lafont bunda önemli pay sahiplerinden biriydi. Bu sezon ligdeki 13 maçın 4’ünde kalesinde gol görmeyen genç kaleci özellikle 2-0 kazanılan PSG maçındaki kurtarışlarıyla ününü daha da yaydı. Şimdilik Fransa U18 milli takımının kalesini koruyan Lafont’u gelecek yıllarda Avrupa’nın önemli takımlarından birinin kalesini koruyan Fransız A milli takım kalecisi olarak görmemiz kuvvetle muhtemel.

İlginç bilgi: Fransa'ya 9 yaşında göçen Lafont, genç takımlarda forvet arkasında görev alıyormuş ve kaleye 14 yaşında geçmeye başlamış. 2 yılda Ligue1 seviyesine gelmesi inanılmaz.

Jonathan Tah, 20, Bayer Leverkusen



Jonathan Tah 19 yaşında Hamburg’dan Bayer Leverkusen’e 7.5 milyon Euro bedelle transfer olurken menajerlik oyunlarından ona aşina olan pek çok futbolsever bu transferi kelepir olarak nitelendiriyordu. Genç takımlarda potansiyelinden bahsettiren Tah, Hamburg formasını sadece 16 maçta giymiş, kiralık gittiği ikinci lig ekibi Fortuna Düsseldorf’ta başarılı bir sezon geçirmişti. Son yıllarda sürekli kümede kalma savaşı veren ve daimi stoperi Johan Djorou olan bir takımın Tah'tan bu kadar kolay vazgeçmesi de pek akıl alır bir iş değil ama Hamburg'dur ne yapsa yeridir.

Roger Schmidt’in çok güvendiği ve gelir gelmez ilk 11’e monte ettiği 1.94’lük genç stoper sakatlık sorunu yaşadığı kısa bir süreç dışında tüm sezon oynadı, özellikle Şampiyonlar Ligi’nde Barcelona’ya karşı iki maçta da üst düzey bir performans göstererek Katalan kulübünün de radarına girdi. Antonio Rüdiger'in sakatlığı sonrasında Euro 2016 kadrosuna çağrılan Tah,  Alman Milli Takımı formasını geçtiğimiz hafta oynanan İtalya hazırlık maçında da giydi. 1.94'lük boyu ve 95 kiloluk cüssesiyle görür görmez "Maşallah pehlivana bak" dediğiniz Tah, sağından atıp solundan geçmeye çalışan pırpır bir hücumcudan daha çabuk hareket edip topu kaparak sizi şaşırtabilir. Açıkçası "Koca koca demirler nasıl uçuyor yav?" şaşkınlığının benzerini Tah'ı izlerken yaşıyorum bazen. Kendisini dünyanın en büyük kulüplerinden birinde görmemek sürpriz olacaktır. 

Moussa Dembele, 20, Celtic



Bu devirde soyadı Dembele olan alıp yürüyor. Tottenham'ın Belçikalı Dembelesi, BVB'nin Ousmane Dembelesi derken Celtic'in 20 yaşındaki komple forveti Moussa Dembele de bu savı güçlendiriyor. Ha bir de henüz 13 yaşındayken U20 takımıyla maça çıkan minik Karamoko Dembele var yine Celtic'te, onun da takipçisiyiz.

16 yaşında Paris St Germain altyapısından Fulham akademisine geçiş yapan Moussa Dembele, geçen sezonu Championship’te 10 golle tamamladı. Fulham ile sözleşmesi sona eren Dembele’nin adı İngiltere’nin büyük takımlarıyla anılsa da o şaşırtıcı bir hamle yaparak kariyerine İskoçya’da devam etme kararı aldı ve şu ana kadar geçen zaman verdiği kararın doğruluğunu ispatladı.

Bu sezon şimdiye kadar Celtic ve Fransa U21 milli takım formasıyla çıktığı 27 maçta 18 gol kaydeden Dembele, ilk Old Firm derbisinde Rangers karşısında hat-trick yaparken Şampiyonlar Ligi’nde Manchester City’ye de iki gol attı. Hızı, gücü ve gol vuruşları esnasındaki sakinliğiyle dikkat çeken Dembele İskoçya’da uzun süre kalmayacak gibi gözüküyor.


Malang Sarr, 17, Nice



5 yaşında doğup büyüdüğü şehrin takımı Nice’in altyapısına katılan Malang Sarr 12 yıl sonra A takımdaki ilk maçına çıktı ve bir de gol kaydederek profesyonel kariyerine rüya gibi bir başlangıç yaptı. Teknik direktör Lucien Favre’ın değişmez tercihlerinden biri olan 17 yaşındaki Sarr savunmadaki olgun tavrı, çabukluğu ve değişik dizilişlere kolay uyum sağlayabilmesiyle şimdiden Fransa’da sezonun en öne çıkan genç oyuncularından biri oldu.

Sezon başında Paul Baysse ve Dante ile üçlü savunmada görev yapan Sarr, dörtlüde de aynı başarıyı tekrarladı. Özgüveni ve isabetli paslarıyla sol bekte de hiç fena bir tercih olmayacaktır. Adı Milan'la anılınca ister istemez Desailly'ye benzettim ama henüz çok erken tabi. Bekleyip görelim, Lucien Favre ile çalışmak ona çok şey katacaktır.

Christian Pulisic, 18, Borussia Dortmund



Borussia Dortmund bu yaz kadrosuna kattığı genç ve yetenekli oyuncularla dikkat çekse de ellerindeki belki de en etkileyici genç yetenek zaten kendi bünyelerindeydi. Hırvat asıllı bir ailenin ABD vatandaşı oğlu Christian Pulisic, 16 yaşındayken Borussia Dortmund’a transfer edildi ve U19 takımının kadrosuna alındı ve buradaki 15 maçında 10 gol atıp 8 de asist yapınca dikkatleri üzerine çekerek A takıma yükseldi.

Aslen bir 10 numara olan ancak modern futbolun gerektirdiği biçimde kendisini oyun kurucu özelliğine sahip skorer bir kanat hücumcusu haline getiren Pulisic, henüz 18 yaşında olabilir ama şimdiden ABD milli takımının en özel oyuncusu ve onun ülke futbol tarihinin en başarılı ismi olmasını bekleyenler çoğunlukta. O da yükselişine bu hızla devam ederse tüm beklentileri karşılayacak gibi gözüküyor.

İlginç bilgi: BVB yetkilileri ABD U17 milli takımından başka bir oyuncuyu takip ederken Christian Pulisic'i fark edip hayran kalmışlar ve onu almışlar. O oyuncu, Haji Wright ise şu an ezeli rakip Schalke 04'ün bünyesinde ve Amatör ligdeki 10 maçında 6 gol 7 asistle oynuyor.

Kylian Mbappe, 17, Monaco



Açıkça, dürüstçe ve gereksiz samimiyetsizliklere girmeden bu sezon Avrupa liglerinde izlemekten en çok keyif aldığım genç oyuncu sorulursa cevabı Kylian Mbappe olur. Geçen sezon Ligue1'de Ousmane Dembele ne yaptıysa onun çok benzerinin yapıyor şimdilik ve henüz çok çok genç.

20 Şubat 2016 tarihli Monaco-Troyes maçının son dakikalarında ev sahibi takımın bulduğu gol sadece farkı ikiye çıkarıp galibiyeti kesinleştirmesiyle değil aynı zamanda golü atan oyuncunun tarihi önem kazanmasıyla da özeldi. 17 yıl 62 günlük Kylian Mbappe bu golle Thierry Henry’yi geride bırakarak Monaco tarihinin en genç golcüsü unvanını aldı. 2016 yazında Fransa’nın rahatlıkla şampiyonluğa uzandığı Avrupa U19 şampiyonasında attığı 7 gol ve yeteneğiyle herkesi kendine hayran bırakan genç oyuncu bu sezona fırtına gibi girdi ve ligde 250 dakikaya 2 gol 4 asist sığdırmayı başardı. Oldukça teknik bir hücumcu olan Mbappe becerikli bilekleri, yüksek hızı, yüksek hızla ceza sahasına girer girmez bir anda yön değiştirebilmesi ve bencillikten uzak yapısıyla şimdiden bir yıldız gibi parlıyor. 

İlginç bilgi: Mbappe 13 yaşındayken Real Madrid'den bir davet almış ancak Monaco kulübü onu bünyesinde tutmak için küçük çapta bir savaş vermiş

Naby Keita, 21, RB Leipzig


Fransa ikinci liginde geçirdiği bir sezon Naby Keita’nın kalitesini gözler önüne sermesi için yeterliydi. 18 yaşındaki Gineli orta saha oyuncusu 23 maçta 4 gol atıp 7 asist yapmış, Avusturya şampiyonu RB Salzburg herkesten önce davranarak onu 1.5 milyon euroya transfer etmişti. Başlarda savruk ve sert müdahaleleriyle eleştirilse de zamanla gelişim göstererek Avusturya’da geçirdiği iki sezonun ardından 15 milyon Euro bedelle Almanya’daki kardeş kulüp RB Leipzig’e transfer edilen Keita bu sezonun Avrupa liglerindeki en büyük sürprizlerinden biri olan takımının en öne çıkan oyuncularından biri oldu. 

Kağıt üstünde bir defansif orta saha olan Keita maç boyunca sürekli hücumu düşünüyor ve oyununun iki yönünü de aynı başarıyla oynayabiliyor. Takımı hücum ederken ileri yaptığı koşular hep doğru ve birçok dönen topu bu sayede mıknatıs gibi çekebiliyor. Açıkçası onu izlerken "N'Golo Kante v2.0" olduğunu düşünüyorum. 9 maçta attığı 3 gol de bunun ispatı. Modern futbolun gerektirdiği tipte bir merkez orta saha oyuncusu olan Keita’nın değeri sezon sonunda 3’e katlanırsa pek de şaşırtıcı olmaz. 

Gelson Martins, 21, Sporting CP


Tarihi boyunca Portekiz’in en önemli kanat oyuncularını yetiştiren Sporting’in ülke futboluna son armağanı Gelson Martins. Geçen sezon A takıma yükseltilse ve Sporting’in lig tarihindeki 5000. Golü atmış olsa da asıl patlamayı bu sezon yapan Martins, özellikle Şampiyonlar Ligi’nde Real Madrid’e karşı Bernabeu’da oynadığı futbolla kendinden söz ettirdi ve dünya futbol gündemine oturdu. Çok süratli, cesur ve yetenekli bir kanat oyuncusu olan Martins bu sezon ligde oynadığı 10 maçın 7’sinde asist yapmayı başardı. Rüzgarın oğlu Gelson bu hızla devam ederse sezon sonunda Avrupa'nın devlerini onun transferi için kapışırken izliyor olacağız.

Manuel Locatelli, 18, AC Milan



Yıllardır beklenen seviyeden uzakta seyreden Milan’ın taraftarları umutlandıran birkaç genç oyuncusundan biri olan Locatelli için 2016/17 sezonu rüya gibi geçiyor. Sassuolo deplasmanında takımı 3-2 mağlupken oyuna giren ve ilk şutunda skora eşitlik getirdikten sonra gözyaşlarına engel olamayan 18 yaşındaki oyuncu iki hafta sonra bu sefer Juventus’a harika bir gol atarak ilk 11’deki yerini garantiledi. İtalya U19 milli takımının kaptanlığını yapan ve Andrea Pirlo’ya benzetilen Locatelli sakinliği, güçlü oyun görüşü ve etkili şutlarıyla şimdiden Milan taraftarının gönlünü kazanmış durumda. Uzun ince fiziğiyle Busquets'i andıran, sahadaki rolü de onunla aynı Locatelli, Montolivo'nun sakatlanması, Poli'nin etkisiz performansı, Sosa'nın bekleneni verememesi sonrası çıktığı sahnede hiç yabancılık çekmedi ve formayı söke söke aldı. İleride sadece Milan'ın değil İtalyan Milli Takımının da orta sahasına güneş gibi doğabilir. Verratti-Locatelli, çok da iyi güzel olur.

Kasper Dolberg, 19, Ajax



Danimarka ekibi Silkeborg 2014/15 sezonunu son sırada tamamlayarak küme düşerken kadrosundaki en genç oyuncu Ajax’a transfer oluyordu. O sezon sadece 3 maçta o da 30 dakika şans bulan Kasper Dolberg daha önce Zlatan Ibrahimovic ve Christian Eriksen’i keşfeden scoutun dikkatini çekerek Amsterdam’a geçiş yaptı. Bu da insana "Scouting var, scouting var" dedirtiyor gerçekten. 

Geçen sezon geçirdiği sakatlık sonrası U19 takımında attığı gollerle kendisinden söz ettiren Danimarkalı forvet, bu yaz A takıma yükseldi ve kısa sürede takımın önemli parçalarından biri haline geldi. Kanatlarda ve forvet arkasında da başarıyla görev yapsa da en uçta yeteneklerini daha rahat sergileyen genç oyuncunun şimdilik (Bu satırlar yazılırken 37 dakikada hat-trick yaptı Nijmegen'e. Böylece 2001'de van der Vaart'tan sonra Ajax formasıyla hat-trick yapan en genç oyuncu oldu) 12 maçta 8 golü bulunuyor ve Avrupanın önemli kulüpleri tarafından her hafta takip ediliyor. 18 yaşındaki Dolberg benzetildiği Ibrahimovic’in izinden gidebilir mi henüz bilmiyoruz ancak şimdilik oldukça iyi gittiği kesin.


27 Ağustos 2016 Cumartesi

2016/17'nin izlenesi 5 takımı



Transferler, teknik direktör veya sportif direktör değişiklikleri hatta bazen yeni bir stadyum bir takımı baştan aşağı değiştirebilir. 2016/17 sezonunda da geçtiğimiz yıla göre çok daha farklı durumlarda izleyeceğimiz takımlar olacaktır. Biraz da alternatif yandan bakarak 5 takımlık kısa bir liste hazırladım. Şunu da yasal uyarı olarak ekleyeyim; öncelikli kıstas başarılı olacak takımları değil, geçen sezona göre daha farklı ve izleyene keyif vermesi muhtemel ekipleri derlemek.


SEVILLA


Geçen sezon Avrupa Ligi şampiyonluğu yine kimselere bırakmayan Sevilla'da bu yaz köklü değişimler yaşandı. Unai Emery, takımın en önemli isimlerinden Krychowiak'ı da yanına alarak Paris'e giderken sportif direktör Monchi'nin ayrılacağına dair dedikodular da uzun süre gündemi meşgul etti. Monchi'nin kalması Sevilla için ilk büyük transferdi aslında, sonrasında da takımın başına Şili'yi Copa America şampiyonluğuna taşımış, güzel futbol şövalyesi Jorge Sampaoli'nin gelmesi işleri epey değiştirdi. Emery taktiksel anlamda ne kadar tutucuysa Sampaoli o kadar öngörülemez ve ateşli.

Immobile ve Llorente gibi takımda etki yaratamamış forvetlerin yanı sıra yıldız golcü Kevin Gameiro'nun gidişi sonrasında hücum hattı elden geçirildi; Atlético'dan Vietto (ve orta sahaya Kranevitter) kiralandı, Ligue 1'in en "underrated" yıldızı Wissam Ben Yedder transfer edildi. Asıl operasyon orta sahaya yapıldı; Serie A'nın mevkisinde en iyilerinden Franco Vazquez, Getafe aşırı defansif oynadığı için kendini hak ettiği kadar gösteremeyen ama yetenekleri tartışılmayacak Pablo Sarabia (sadece 1 milyona), yıllardır Avrupa'ya gelmesi beklenen eski tip 10 numaralardan Ganso ve Hannover küme düşse de Japonya milli takımının en önemli isimlerinden olmayı sürdüren Kiyotake kadroya katıldı. Sampdoria'dan Correa'yı da ekleyelim bu listeye.

Savunmaya River Plate'den Mercado, kaleye de son günlerde PSG'den Sirigu'yu getiren Sevilla ligin ilk maçında Espanyol'u 6-4 yendi, maç pekala 10-6 gibi bir skorla da bitebilirdi.


Yukarıda, Espanyol karşısında çılgın Sampaoli hocamın tercih ettiği dizilişi görüyoruz. Bu çılgınlık hücumda her an pozisyona girmeyi vaat ettiği kadar savunmayı da ateşle oynar hale getirmekte. Öyle ki Espanyol'un neredeyse tüm golleri kanatların arkasına sarkan hızlı ataklar sonucu geldi. Sampaoli'nin özellikle Şampiyonlar Ligi'nde biraz daha emniyeti tercih etmesi beklenebilir ama bu oyuncu grubu ve hocayla hangi şekilde dizilirlerse dizilsinler Avrupa'nın en izlenesi takımlarından biri olacaklar.

RB LEIPZIG

RB Leipzig'in hikayesini az çok biliyorsunuz. Avusturyalı enerji içeceği firmasının Salzburg ve New York'ta da sahibi olduğu futbol kulüpleri var, ancak Leipzig bu halkanın en büyük parçası.

2009'da kurulan kulüp 7 yıl içinde en dipten Bundesliga'ya yükselmeyi başardı, 2012'den beri de operasyonun başında daha önce Hoffenheim'la benzer bir macera yaşamış Ralf Rangnick bulunuyor. Rangnick bu yaz itibariyle sadece sportif direktörlüğe odaklanmak için teknik direktörlük görevini Ralph Hassenhütl'e bıraktı.



RB Leipzig, Almanya'daki yasalar nedeniyle Red Bull ismini kullanamıyor. Bu yüzden "Çimde top oyunu" denebilecek bir isim uydurmuşlar; Rasenballsport. Ayrıca geçmişi olmayan "plastik" bir kulüp oldukları için ülkede kimse tarafından sevilmiyorlar, özellikle de diğer Doğu Alman kulüplerinin taraftarları için ortak düşman olarak görülüyorlar. Almanya'da kulüplerin özel sermaye tarafından tamamen kontrol edilmemesi için kulüp hisselerinin en az %51'inin kulüp üyelerine yani taraftara ait olmasını öngören bir yasa var. RB Leipzig'de de %51'lik çoğunluk taraftarda ancak bu sadece 17 "fanatik" taraftarı kapsıyor.

Saha dışında ne kadar itici görünebilse de saha içi ve kadro mühendisliği açısından heyecan verici bir proje RB Leipzig. Rangnick bir futbol düşünürü ve radikal bir düşünür olduğunu söyleyebiliriz, öyle ki transferde 24 yaş üstündekileri kadrosuna katmama gibi bir kuralı var (Eskiden çalıştığı Marvin Compper gibi bazı oyuncular hariç) Şu an Leipzig'in yaş ortalaması 24 ve ülkenin en iyi yeteneklerinden bazılarını yüksek bonservis ödeyerek bünyelerine kattılar.


Yukarıdaki görselde kulüp tarihinin en pahalı 20 transferi var. Bu isimlerden sadece Damari şu an kulüpte değil. Gelecekte Premier Lig'e 35-40 milyona satılması planlanan Naby Keita, Almanya'nın son dönemde çıkardığı en iyi hücumcular arasında yer alan Werner ve Selke, Kaiserslautern'in kaptanıyken transfer edilen stoper Orban ve tabi ki evladımız Atınç en dikkat çeken isimler. Takım daha 3. ligdeyken Danimarka'dan transfer edilen Yussuf Poulsen'in yeri ise ayrı. Rangnick -tıpkı Atınç'ta olduğu gibi- oyuncuyu ikna etmek için bizzat ülkesine gidip ona vizyonunu açıklamış ve 4 yıl içinde Bundesliga'da olacaklarına dair söz vermiş.



Listede bir diğer dikkat çeken husus da Avusturya bağlantısı. İleride RB Salzburg ve Leipzig arasında daha büyük çaplı transferler görmemiz muhtemel. Rangnick Premier Lig kulüplerinin çoğunun scouting konusunda zayıf olduğunu ve bu yüzden ederinden fazla para ödedikleri birçok oyuncuyu kısa süre içinde neredeyse bedavaya elden çıkardığını söylemiş biri. Elbette yakın gelecekte onlara yüksek bedelli satışlar yapmayı planlıyordur.

Ralf Rangnick futbolun genç oyuncularla daha iyi oynandığını, çünkü onların komutlara daha çok uyduğunu, daha çok mücadele ettiklerini söyleyen biri. Oynattığı futbol da efora dayanıyordu zaten. Hoffenheim ilk sezonunda devre arasına şampiyonluk yarışında girerken Rangnick'in planı kusursuz işlemiş, ancak Ibisevic'in sakatlığı, diğer oyuncuların da "şımarması" ve daha az mücadele etmesinin de etkisiyle takım düşüşe geçmişti. Leipzig ise daha uzun vadeli, daha iyi planlanmış bir proje. Genç ve yetenekli bir grup oyuncunun doğru harcanan paralarla nereye varacağını izlemek keyifli olacağa benziyor.

PESCARA

321 bin nüfuslu Pescara'nını çılgın bir teknik direktör önderliğinde İtalyan futboluna pırıl pırıl 3 yıldız kazandırma hikayesini 2 yıl önce kısaca şöyle yazmıştım. Pescara 4 yıllık bir aranın ardından yine Serie A'da bizlerle.

Bu listede yer almalarına rağmen en büyük küme düşme adaylarından olduklarını belirteyim önce. Yine de ilk haftada Napoli karşısında 2-0 öne geçip sahadan beraberlikle ayrılmaları bu yıl bizi şaşırtma potansiyelleri olduğunu gösteriyor.

Geçen sezonu 4. sırada tamamlayıp play-off oynayarak Serie A'ya yükselen takımın gol kralı ve "İtalyan Jamie Vardy" olarak tanımlanan Lapadula'nın Milan'a transfer olması işlerini zorlaştırsa da imkanları ölçüsünde fena işler yapmadılar.  Bütçesi kısıtlı her Serie A takımı gibi çoğunlukla kiralık transferlere yöneldiler ve Rey Manaj, Jean-Christophe Bahebeck, Bryan Cristante gibi bir zamanlar çok şey beklenen ancak yıldız olamayan potansiyelli genç orta saha ve hücumcuları kadroya kattılar. Hagi'nin takımı Viitorul'dan alınan Alexandru Mitrita'yı ilk kez izlediğimde fiziği ve topla hareketlenmeleriyle Giovinco'ya benzetmiştim, henüz birkaç fırın ekmek yemesi lazım ama o da bulduğu şansları doğru kullanırsa adından bahsettirir. Libyalı orta saha Ahmed Benali de olağan şüphelilerden. Son olarak Sporting'den Alberto Aquilani'yi kadrolarına kattılar ki, yeteneği ve CVsiyle bu takımın saha içindeki önemli kozlarından olacak.

Yine de tüm isimlere rağmen Pescara'nın asıl olayı teknik direktörleri. 40 yaşındaki Massimo Oddo - futbolculuğunda Lazio ve Milan'dan hatırlarsınız- 2015'te başladığı kariyerine sağlam bir giriş yapıp Pescara'yı Serie A'ya taşıdı ve bu sezon Zdenek Zeman'ın mirasını sürdüreceğe benziyor. Görüntü Napoli maçından.




Pescara bu sezon idealistliğinin karşılığını alamayıp kendini son sırada bulabilir ama son yıllarda Juventus egemenliğine rağmen büyük kulüplerin kendini yavaştan bulmaya başladığı (Inter,Milan,Fiorentina'dan bahsediyorum) ligin seyir zevki açısından küçük takımların sahaya koyduğu şey çok önemli. Sassuolo gibi başarı hikayelerine daha çok ihtiyaç var, o yüzden dedeye sahip çıkalım diyor ve Pescara'ya arada bir göz atmanızı tavsiye ediyorum.

SCHALKE 04

Bu yaz ezeli rakipleri Borussia Dortmund kaybettiği oyuncuların boşluğunu çoğunlukla genç ve orta vadede onları aratmayacak kalitede isimlerle doldurup izlemesi çok keyifli geniş bir kadro kurmuş olsa da Schalke04 de fena işler yapmadı.

Sportif direktörlüğe Horst Heldt yerine gelen Christian Heidel nokta atışlar yaptı transferde; yaşlandıkça daha da iyi oynayan Brezilyalı stoper Naldo'yu bonservissiz olarak kadroya katan Schalke, İsviçreli forvet Breel Embolo'yu devler ve Wolfsburg, RB Leipzig gibi paralı rakiplerle çatışarak transfer etmeyi başardı. Sevilla'dan gelen Coke de çok iyi bir transferdi ama gelir gelmez uzun süreli sakatlık geçirmesi yazık oldu. Sol beke Chelsea'den Baba Rahman'ı kiralamaları, orta sahayı Stambouli ve Bentaleb'le güçlendirmeleri çok olumlu noktalar.



Sane, Matip ve Neustadter ayrılan isimler olurken bence Heidel doğru hamlelerle bu boşlukları doldurdu.

Schalke kadrosunda Johannes Geis, Max Meyer, Leon Goretzka gibi genç Alman yeteneklere, Nastasic, Schöpf, Huntelaar, Choupo-Moting gibi önemli parçalara sahip. Kulübün maddi gücü yerinde ve artık potansiyelini heder etmeyip Şampiyonlar Ligi vizesi için savaşmaları gerekiyor. Bu sezon Mönchengladbach-Leverkusen-Wolfsburg gibileriyle rekabet içinde olacaklardır. İzleyelim ve makus talihlerini yenebiliyorlar mı görelim.


FULHAM

Açıkçası çoğumuz Championship'i düzenli olarak takip edemiyoruz ancak bu aralar o ligde önemli bir proje yavaş yavaş kendinden söz ettiriyor. Göz atmakta yarar var.

Moneyball filmini izlediyseniz Oakland A's adlı beyzbol takımının koçu Billy Beane'in elindeki kısıtlı bütçeyle veri analizi yapan bir genconun çıkardığı istatistikleri ön planda tutarak "kelepir" transferler yaptığını ve başarıya ulaştığını hatırlarsınız. Gerçek olaylardan esinlenen bu filmde anlatılan strateji son yıllarda Avrupa futboluna da etki etmeye başladı. Danimarka'da Midtjylland ve İngiltere'de Brentford kulüpleri transferlerini kendi oluşturdukları veri kıstaslarına göre yapıyor. İşte Fulham'da da benzer bir durum var.



Fulham'ı 2013 yılında satın alan Shahid Khan'ın oğlu Tony Khan, veri analizine çok meraklı biriymiş ve babasının sahibi olduğu Amerikan futbolu takımı Jacksonville Jaguars'da başkan yardımcılığı yapmış. Tony Khan'ın Jaguars'da beraber çalıştığı Craig Kline burada devreye giriyor.

"Futboldan pek anlamayan" Kline, kendi geliştirdiği bir veri analizi sistemine uygun olan futbolcuların transfer edilmesini istiyor ve şu an Khan tarafından istekleri yerine getiriliyor. Fakat bu durum takımın Sırp teknik direktörü Slavisa Jokanovic'i kızdırmış gibi. Jokanovic geçen hafta yaptığı açıklamada geciken transferlerden yakınmış ve Manchester United'dan kiralanmasını istediği Andreas Pereira Kline tarafından veto edilince "Transferlerde son söz benim değil, kimin olduğunu biliyorsunuz. O adamın istemediği oyuncular alınmıyor ve o ne isterse oluyor" diyerek açıktan hedef almıştı Kline'ı.

Tüm bunlara rağmen Fulham son günlerde iyi transferler yaptı. Euro 2016'nın en iyi savunmacılarından İzlandalı Ragnar Sigurdsson İngiltere piyasası için gayet uygun bir bonservisle, 4.7 milyon Euro'ya alındı. Geçen sezonun devre arasında Sturm Graz'dan alınan Madl'ın da Kline imzalı bir transfer olduğu yazılıyor. Celtic'den Stefan Johansen, Genk'ten Kebano, Rayo Vallecano'dan Jozabed, Bastia'dan Ayite ve Lokeren'den Denis Odoi hep Kline'ın Avrupa liglerini kendi yöntemleriyle taraması sonucu kadroya katılan isimler. Chelsea'den kiralanan Tomas Kalas'ın da bu ligde tecrübesi var. Bir Championship takımı için de iyi hamleler bence. Santrfor hamlesini de doğru yaparlarsa şampiyonluğun büyük adayı benim için Fulham'dır.


Transferlerden bahsetmişken Fulham'ın bu sezon ülke futboluna sunduğu bir yıldız adayını da yazmadan olmaz; 2000 doğumlu -yazarken tuhaf hissediyorum- sol bek Ryan Sessegnon ilk maçında Leeds'e karşı maçın adamı oldu, ikinci maçında sonradan oyuna girip gol attı. Gareth Bale'e benzetenler de var ve şimdiden Arsenal, Liverpool, Tottenham gibi kulüpler onu takip ediyor. Bu açıdan da Fulham'a göz atmakta yarar var.

22 Temmuz 2016 Cuma

Euro2016'nın ardından: Underrated 11



Not: Bu yazıyı 15 Temmuz 2016 tarihinde bitirmek üzereydim ve tam son kısımları yazarken önce Boğaziçi Köprüsü'nün bir grup asker tarafından kapatıldığı ortaya çıktı, sonrasında da kabus gibi günler geçirdik. Hazır biraz kendimize gelmişken tamamladım.



2014 Dünya Kupası'nın ardından sabırsızlıkla beklediğimiz Euro 2016 geldi, oynandı ve bitti. Turnuva sırasında parlayıp "Bunlar favori" dedirten her büyük takımın bir sonraki aşamada beklenmedik yenilgiyle elendiği maceranın kazananı "Kaybetmeme ustası" Portekiz oldu. En iyi üçüncülerin gruptan çıkması yeniliği zaten savunma güvenliğinin ön planda olduğu turnuvayı daha da çekilmez kılsa da 32 takımlı turnuvanın bir güzel yanı varsa o da buralarda göremeye alışkın olmadığımız bazı takımların gösterdiği performanstı. Ben de bu aşamada gözümüze çarpan underrated veya kariyerinde yapamadığı sıçramayı turnuva performansıyla yapmayı başaran yaldızlı olmayan isimlerden bir 11 kurayım dedim.  Tabi ki bu konuda herkesin farklı 11'leri olacaktır ama blog yazmanın en güzel yanı öznel yargıları serbestçe paylaşmaya olanak sağlaması. Bu da benim 11'im diyor ve başlıyorum.


Gabor Kiraly




Macaristan'ın 40 yaşındaki kalecisi Kiraly bu turnuvaya yıllardır giydiği ve kendisiyle özdeşleşen gri eşofman altıyla damga vurmuş gibi gözükse de bu listede yer almasının asıl sebebi gösterdiği performans.

Turnuvanın bana göre kadro kalitesi/performans oranı en yüksek takımı olan Macaristan'ın kalesinde cüssesinden ve yaşından beklenmeyecek kurtarışlara imza atan Kiraly'nin 4-0 mağlup oldukları Belçika maçında yaptığı 10 kurtarış turnuvanın rekoru oldu. Üstelik Kiraly bu performansı 55 dakikasını el parmaklarından biri kırıkken göstermeyi başardı.

Ragnar Sigurdsson



3 yıldır Rusya Premier Lig'in iddialı takımlarından Krasnodar'ın formasını giyen Ragnar Sigurdsson, İzlanda'nın pek çok futbolseveri şaşırtan turnuva macerasının en sağlam parçalarından biri oldu.

Hem çabuk hem hava toplarında etkili, hem de sezgileri üst düzey olan Sigurdsson çoğu zaman İzlanda savunmasını tek başına başarıyla organize etti, İngiltere karşısında da attığı gol ve engellediği rakip ataklarla maçın oyuncusu seçilmeyi başardı.

Fabian Schar



Basel'de genç bir stoper olarak ismini duyururken menajerlik oyunlarının ve genç yeteneklere önem veren futbolseverlerin gözdesi olan Fabian Schar, 4 milyon Euro karşılığında transfer olduğu Hoffenheim'da beklentilerin biraz altında kalmıştı. Daha zorlayıcı bir lige adapte olma süreci ve takımının içinde bulunduğu karışıklık ortamının da bunlardaki etkisi yadsınamaz tabi. Yine de İsviçre formasıyla Euro 2016'nın en tutarlı performansını gösteren oyuncu olmayı başardı Schar. Arnavutluk karşısında attığı golün yanı sıra yerinde müdahaleleri, çabukluğu ve topla rahatlığı (kolayca attığı dikine paslar) yıldızını parlattı. İsviçre'nin turnuvadan normal sürede maç kaybetmeden elenmesinde büyük pay sahibi olan Schar, yeni sezonda Julian Nagelsman yönetimindeki Hoffenheim'da yerini daha da sağlamlaştırıp gelecek yaz daha büyük bir kulübün yolunu tutabilir.

Elseid Hysaj



Napoli'nin genç ve başarılı sağ beki Elseid Hysaj'ın keşfedilme hikayesi gerçekten ilginç. İtalya'da kaçak olarak inşaatlarda çalışan Arnavut bir baba, bir gün evinde çalıştığı İtalyan bir futbol menajerine oğlunun ne kadar yetenekli olduğunu anlatıp ona bir bakması için yalvarır. Baba Gzim, oğlu Elseid'i İşkodra'dan İtalya'ya getirir ve genç futbolcu Fiorentina'ya transferinin gerçekleşmeyişinin ardından Empoli altyapısına girer. Hysaj Empoli A takımına yükseldiğinde sadece 17 yaşındaydı ve burada 100'ün üstünde maça çıktıktan sonra hocası Maurizio Sarri onu Napoli'ye yanında götürdü.

Bu sezon Napoli'nin Juventus'la çekiştiği şampiyonluk yarışı sırasında oldukça istikrarlı bir performans gösteren Hysaj bu formunu Euro 2016'ya da taşıdı. Öncelikli görevi olan savunmayı başarıyla yapan 22 yaşında sağ bek, hücum yönlendirme konusunda da maharetli. Topla çok rahat ve adeta geriden oyunu kuran bir maestro gibi Arnavutluk'u rakip kaleye itmeye taşıdı çoğu kez. Bir ara teknik direktör de Biasi'nin onu Alaba'nın Avusturya milli takımında orta sahada oynaması gibi sağ açıkta kullanıp kullanamayacağını da düşündüm açıkçası.

Hysaj'ın adı bu yaz Arsenal ile anıldı, öncesinde Barcelona'nın izlediği isimler arasında olduğu yazıldı. Üst düzey futboldaki bu iki yönü de güçlü bek kıtlığında Elseid Hysaj ilerleyen yıllarda piyasasını daha da yükseltecektir şüphesiz.

Adam Nagy


Macaristan milli takımının göze takılan performans sergileyen isimleri Kiraly, Cucak ve Kleinheisler ile sınırlı değildi. Aslında takımın en çok parlayan oyuncusu 21 yaşındaki Adam Nagy oldu.

Alan savunması ve çevre kontrolündeki üst düzey yeteneğiyle Macaristan orta sahasıyla savunmasını birbirine bağlayıp sağlam tutan Nagy, topla alışverişlerinde de çok sakin ve yerinde kararlar verdi. Onu izlerken benim aklıma ilk gelen oyuncu yaşıtı Julian Weigl olmuştu, biraz araştırma sonrasında bu konuda yalnız olmadığımı gördüm. Kulüp kariyerinde ligini domine eden aşırı hücumcu Ferencvaroş'ta oynadığı futbolu topa sahip olmayan ve kendisinden daha güçlü takımlara karşı oynayan milli takımıyla da sürdürmeyi başaran Nagy'nin adı Marsilya ve Benfica gibi kulüplerle anılıyordu. 14 Temmuz 2016 itibariyle kendisi Serie A ekiplerinden Bologna'ya SADECE 1.5 MİLYON EURO karşılığında transfer oldu. Bologna'nın 18 yaşındaki yıldızı Amadou Diawara'yı çok yakın zamanda en az 10 milyona satacağı düşünülürse Nagy'nin transferinin ne kadar iyi bir iş olduğu daha da göze çarpıyor.




Emanuele Giaccherini

Juventus'ta ve sonrasında Di Canio tarafından transfer edildiği Sunderland'de bir türlü anlık parlamaların ötesine geçemeyen Giaccherini, Bologna'da iyi bir yıl geçirmişti ama bu listede yer almasını sağlayan şey Antonio Conte'nin yokluk sebebiyle giriştiği çılgın icat girişimi.

Pirlo'nun New York'ta aktif dinlenme moduna geçmesi, Marchisio ve Verratti'nin sakatlıkları derken elinde yakın tarihin en kısıtlı rotasyonunu bulan Conte, turnuva esnasında De Rossi'nin de sakatlanmasıyla orta sahada Sturaro-Parolo-Giaccherini üçlüsüyle kalakaldı. 

Turnuva boyunca merkez orta sahada görev alan Giaccherini oyunu çift yönlü harika oynarken Belçika maçında attığı gol, İspanya maçında da asisti ve rakibi yıpratan presiyle  bu listede yer almayı hak etti kanımca. Bugün itibariyle 1.5 milyon Euro karşılığında Napoli'ye transfer olduğu söyleniyor ki, tam anlamıyla kelepir bir transfer olarak niteleyebiliriz bunu.

Jeff Hendrick




İrlanda gibi futbolcu havuzu kısıtlı ötesi bir ülkeyseniz Jack Grealish gibi ne idüğü belirsiz bir oyuncunun milli takım tercihini İngiltere'den yapması bile size büyük bir darbe vurabiliyor. Ancak İrlanda sempatizanı biri olarak bu yaz hoş bir sürprizle karşılaştım. -Sürpriz diyorum çünkü İngiltere Championship'i takip etmiyordum, dolayısıyla Hendrick'i Derby County formasıyla görmüşlüğüm de yoku- 

Boylu poslu, güçlü ve sürekli topla dikine gitme isteğinde bir oyuncu olan Jeff Hendrick, çıkardığı sert şutlarla da rakip kaleleri zorladı turnuva boyunca. Tipleme olarak yanında bir adet çapa olması gerekiyor Hendrick'in. Mesela listedeki Nagy ile Hendrick'in yer aldığı bir orta saha kurgusunu izlemek çok keyifli olabilir. Biz de bu yüzden liste yapıyoruz zaten.

Birkir Bjarnason


İzlanda'nın oynadığı futbolu izlerken beni mutlu eden bir şeyler var. Oyunu daima doğru oynama çabaları,-turnuvadaki bazı maçlarda geriden topu şişiren savunmacılara uygun durumdaki diğer takım arkadaşlarının el kol hareketleriyle tepki gösterdiğini görebilirdiniz- hep doğru tercihi vermek için arayışta olmaları, mücadeleleri ve bunu çirkefliğe kaçmadan yapmaları gibi. Birkir Bjarnason da bu saydığım şeylerin ete kemiğe bürünmüş hali bence.

Sol kanatta oynamasına rağmen takım savunmasına devasa yardımlarda bulunan Bjarnason ülkesinin Avrupa şampiyonasındaki ilk golünü atarak tarihe geçerken Fransa maçında da ağları havalandırarak kapanışı yaptı. Geçen sezonun başında sadece 2 milyon euro'ya transfer olduğu Basel'de 13 gol 5 asistle oynayan über-versatil Bjarnason bu turnuvada yıldızını parlatarak daha önce futbol oynadığı İtalya'dan teklifler almaya da başladı.

Emre Mor


Birkaç istisna hariç tüm takımlar geçiş futbolu oynarken "Topa sahip olan bir takım yaratacağız" mottosuyla turnuvaya başlayan milli takım bu konuda kendisinden üstün iki rakip karşısında duvara tosladı. Kadroda kazanacağımız topları hızla rakip kaleye taşıyabilecek iki oyuncu vardı; Volkan Şen ve Emre Mor. Ancak sahada topla hızlı olmayan merkez orta saha oyuncuları vardı.

Neyse ki Emre Mor gruptaki son maçta ilk 11'de sahaya çıktı da hem biz hem de tüm dünya onun yeteneklerinden mahrum kalmamış oldu.

Borussia Dortmund'un transferini bitirdiği Emre'yi kendisi gibi uçurtma kanat oyuncularından ayıran şey driplinglerini kontrol edip hızını dizginleyebilmesi. Bir anda vites artırıp iki oyuncuya tozunu yuttururken hemen ardından çabuk bir ayak hareketiyle topun kontrolünü sağlayıp o arada bir rakibi daha oyundan düşürebiliyor. Bu özellikleri sayesinde sık sık faul alabiliyor, Slovenya ile oynanan hazırlık maçı ve Çeklere karşı oynanan kader karşılaşmasında rakip oyuncuların onunla baş edemeyip sık sık faulle durdurması bunun kanıtı.

Dortmund'da önünde çok ciddi rakipler bulacak Emre'nin çalışmaya ve kendini geliştirmeye devam etmesi, asla pes etmemesi gerekiyor. 2. ligden transfer edilen Julian Weigl'ı gözünü kırpmadan Bender'in önünde sahaya süren Thomas Tuchel bu sayede ona da çok kıymetli şanslar verebilir. Eğer yeteneğine ihanet etmezse onu farklı bir seviyede görmemiz muhtemel. Biz şimdiden Emre'yi bizim için yetiştirip önümüze koyan Danimarkalılara teşekkür edelim.

Nicolae Stanciu



Hagi sonrası Romanya futbolunda en çok sansasyon yaratan futbolcu Adrian Mutu olmuştu ama onun yarattığı sansasyon genellikle saha dışı için geçerliydi. Ayrıca kendisi 10 numarayı giymesine rağmen bir santrfordu. Arada büyük beklentilerle sahneye çıkıp Vestel Manisaspor'a da uğradığı seyyar işportacı kariyerinde Nicolae Dica gibi isimler de heba oldu tabi. Nicolae Stanciu ise bir Hagi olamasa dahi çok büyük bir yetenek ve şimdilik sağlam adımlarla ilerliyor. Tabi artık 20 maçta 15 gole doğrudan etki ettiği Romanya ligini bırakıp bir sonraki seviyeye geçme zamanı geldi de geçiyor, yaşı 23 oldu çünkü.

Stanciu, gücünü savunma organizasyonundan alan ancak yaratıcılıkta sıkıntılı Romanya'nın Euro 2016'daki kurtarıcısı olmaya adaydı aslında. İlk maçta Fransa karşısında Bogdan Stancu'yu 2 kez net pozisyona soktu, üstüne bir de penaltı kazandı. Fransa gibi bir rakip karşısında takımın neredeyse tüm hücum fırsatlarını yaratan isim olması takdire şayandı ancak zeka küpü hocası Iordanescu onu İsviçre karşısında yedek kulübesine mahkum etti, sonrası malumunuz.

Stanciu, şu an Romanya futbolunun en büyük değeri ve Steaua'nın sahibi Becali de bunun farkında. Koparabildiği kadar bonservis koparmak isteyecektir ama 1 yıl daha annesinin liginde kalırsa o da bunu başaramayacak gibi görünüyor. Kamu spotundaki doktor gibi sesleniyorum kendisine; kariyerin için Romanya ligini acilen bırakmalısın.

Hal Robson-Kanu



9 yıldır formasını giydiği Reading ile sözleşmesi bu yaz sona eren Robson-Kanu, sözleşmesiz bir oyuncu olarak geldiği turnuvayı belki performansıyla sallamadı ama attığı 2 golden biri Avrupa şampiyonaları tarihine geçecek kadar klastı. Milli formayla 35 maçta attığı 4 golden ikisini bu turnuvaya sığdırdığını da belirtelim.

Gareth Bale'ın taşıdığı takımda Realli yıldıza Aaron Ramsey ve Joe Allen'la birlikte en büyük desteği veren Robson-Kanu, güçlü fiziğiyle ileride top tuttu, yeri geldi duvar oldu, yeri geldi rakip savunmayı yıprattı.

Belçika maçında attığı güzel golden sonra menajerinin "Dünyanın her yanından transfer teklifi alıyoruz" dediği Robson-Kanu kısıtlı bir oyuncunun sınırlarını sonuna kadar zorladığında ne kadar etkili olabileceğini göstererek listemize giriş yaptı.