30 Mayıs 2014 Cuma

"Kendini kutla"


Atlético Madrid kulübü geçirdikleri müthiş sezonu 1 dakikada özetleyen oldukça anlamlı bir video hazırlamış. Kaptan Gabi'nin ağzından dökülen cümleler takımı ve taraftarı onore ederken futbol dışında da anlam kazanan bir hayat dersi gibi.

Sezon başladığında şampiyonluğumuza verilen oran 90'a 1'di.
          Bu, akıntıya karşı yüzen herkese adanmış bir başarı.

          Her daim mücadele etmek zorunda olanlara,

          "Hayal kurmaya hakkın yok" cümlesini işitip

          Bunu gözardı edenlere.

          Mücadele ne kadar zorlu olursa olsun asla pes etmeyenlere,

          Düşmenin ve ardından kalkmanın yolculuğun bir parçası olduğunu bilenlere,

          Hayatta başlarını daima dik tutanlara,

          Sadece en acı mağlubiyette güzellik bulabilenler en tatlı galibiyeti hak eder.

          Hiçbir şey taşa kazınmış değil, savaşmaya devam edin.

          Kendinizi kutlayın.


Atlético kısaca geçirdikleri müthiş sezonu ezilenlere, bizim gibi alelade insanlara adayıp kendilerinden örnek almamızı rica etmiş. Ne de güzel etmiş.

           

13 Mayıs 2014 Salı

Saha İçi 12.05.2014


Her pazartesi gerçekleştirdiğimiz Saha İçi programının kaydını paylaşmaya devam ediyoruz. Bu haftanın kaydında değinilen noktaları kısaca yazayım ki dinlerken bir rehber niteliği olsun bu yazı;

İlk 29 dakika Elazığspor maçının ve takımın değerlendirmesi var.

29:24 gibi Noboa konusu var. Rusya Premier Lig'i takip eden biri olarak kendisini özetlemeye çalıştım bu kısımda.

35:06'dan itibaren Gökhan Töre'nin performansı, neden bonservisinin alınmasının gerektiği

49:00'dan itibaren Dany meselesine dair yorumlar.

57:20'den itibaren Fenerbahçe-Karabük maçında Süleyman Seba'nın isminin geçtiği küfürlü tezahürata dair yorumlar.

1:02:00 ile 1:39:54 arası ligdeki diğer maçların değerlendirmesi

1:39:54 ve geri kalanında transferi konuştuk; Danny'yi özetledik, Natkho'dan bahsettik, son olarak yine Noboa'dan bahsettik, Ukrayna'dan geleceği iddia edilen stoper Moledo'yu kısaca konuştuk.

Kaydı buraya tıklayarak dinleyebilirsiniz.



10 Mayıs 2014 Cumartesi

Bahis Günlüğü 11.05.2014


İddaa tahminleriyle ilgili tweet atmak, maçlarla ilgili açıklamalar yapmak başkalarının taymlaynlarını esir alabiliyor. Yarın seçim yapılabilecek bazı maçlar varken şuraya bir şeyler karalayalım dedim, tabi tahminler kötü giderse başa ekşimek yok, orada anlaşalım. Bu bir sevgi olayı sayın okuyucu.

325 Burton Albion-Southend
Alt oynamayı severim, hatta yaptığım tercihlerin %80'i alt olur, play-off maçlarına da en çok yakışan tercih alttır zaten. İki takım geçen hafta sonu ligin son haftasında karşılaşmış, Southend tıpkı ilk devrede olduğu gibi yine 1-0 kazanmış. Şimdi iki ayaklı play-off aşamasında karşı karşıyalar. Alt oranı da 1.55

334 Standard Liege-Club Brugge
Ne diyorduk? Alt. Belçika'daki Şampiyonluk Grubu çok tuhaf bir halde. Şampiyon, ŞL'ye direkt katılacak, ikinci ŞL ön elemesine gidecek, 3. Avrupa Ligi'ne gidecek, 4. de Avrupa Ligi play-offu oynayacak. Standard ve Club Brugge sezonu şampiyon da 4. de bitirebilirler, aralarındaki puan farkı da 1.

Bu sezon 3 kez karşılaştılar, iki maç 0-0 biterken bir maçta Brugge 1-0 kazandı. 1.85'den alt oynamaya eliniz gitmiyorsa 1.35'den 3.5 altı deneyebilirsiniz. Erken bir gol gelmediği sürece sıkıntı çıkmaz gibi. Aralarındaki 3 maçta olduğu gibi yine ilk yarı beraberlikle sonuçlanır diyorsanız, oranı 2.10

356 Ingolstadt-Energie Cottbus
Bu sene 3 Ingolstadt maçı izledim ve gerçekten enteresan bir hikayeye de sahipler; Ingolstadt Illuminati'nin kurulduğu şehir ve Audi'nin merkezi bu şehirde yer alıyor. (Zaten ana sponsorları Audi), takıma gelirsek, çok iyi savunma yapıyorlar, özellikle 28 yaşındaki Brezilyalı Roger'in ön liberodan stopere çekilmesinin ardından savunma daha da toparlandı, Roger Süper Lig'deki Anadolu kulüplerinde rahatlıkla iş yapabilecek, top tekniği çok iyi bir stoper bu arada. Hücumdaki kısır görüntü orta sıralarda seyretmelerine neden oldu o ayrı.

Cottbus 2 hafta önce küme düşmesi kesinleşmiş ve artık iyice işten kopmuş bir takım. Ingolstadt sahasındaki son maçta seyircisine galibiyetle veda eder herhalde, 1.35 iyi oran.

402 Gefle-Elfsborg
Elfsborg'u severim, hatta İsveç'de desteklediğim bir takım olması gerekse Elfsborg'u seçerim. Fırtına sağ bekleri Johan Larsson'u takip ettiğim süreçte ısınmıştım takıma, o takımın İsveçli-Japon forveti Stefan Ishizaki Los Angeles Galaxy'ye transfer oldu ama takım bu sezona müthiş başladı. Gefle dengeli bir takım ve iki takım arasındaki maçlar genelde "alt" bitiyor ve perşembe günü güçlü Göteborg ile oynayıp 1-1 berabere kaldılar. Elfsborg ise onlardan bir gün önce oynayıp Mjallby'yi 3-1 yendi. Skora bakmayın, son iki golleri 90'dan sonra geldi. Bu maçta iki tercih öne süreyim; alt ve 2.

414 Ruch Chorzow-Zawisza
Bu maçla ilgili basit bir mantık yürüteceğim; Ruch 4. olup Avrupa Ligi'ne katılım hakkı almanın peşinde, Zawisza ise geçen hafta Polonya Kupası'nı (dolayısıyla Avrupa biletini) penaltılarla kazanarak bu sezonki misyonunu tamamladı. Normal sezonda aralarındaki iki maçı da Chorzow almış. 1.85'den denemek için yeterince sebep var sanki?

422 Sivasspor-Akhisar
Sivas için Avrupa Ligi'ne katılım artık bir zorunluluk halini almış durumda ve oyuncular ödül ile ceza arasındaki ince çizgide bulunuyorlar. Akhisar'ın ne iddiası ne de güçlü bir deplasman performansı mevcut. Kazanmak zorunda olana oynamak gerek bazen, bakalım.

425 Rostov-Lokomotiv Moskova
Loko Kuchuk yönetiminde müthiş bir sezon geçiriyor ve şampiyonluk şansları hiç de az değil. Geçen hafta Villas-Boas'ın Zenit kariyerindeki ilk puan kaybına sebep oldular, gerçekten iyi bir takım görünümündeler. Rostov ise sezona Spartak'tan kiraladığı Ananidze ve Dzyuba'nın katkısıyla fırtına gibi başlamış, "Avrupa biletini alabilirler mi?" diye sordurur hale gelmişti. Sonradan normal sayılabilecek bir düşüş yaşadılar ama cuma günü penaltılara giden finalde Krasnodar'ı geçip Rusya Kupası'nı kazanarak Avrupa biletini kaptılar, sezon onlar için resmen bitti. İki takımın ilk maçı ligin 6. haftasındaydı ve yenilgisiz Rostov, Loko'ya 5-0 yenilerek darmadağın olmuştu. 1.15'lik oran yetmezse handikap denenebilir. İlk yarı 2 de gayet iyi seçim olur.

433 Brno-Slavia Prag
Çek futbolunun büyüklerinden Slavia bu sezon rezalet bir yıl geçirmekle kalmadı bir de küme düşme korkusu yaşadı. Son iki haftada aldıkları galibiyetlerle o potadan çıktılar (ki biri direkt rakipleri olan Bohemians'a karşıydı) şimdi de 1 puan üstlerindeki Brno ile oynuyorlar.

İki takım da risk almayacaktır. Bu sezon ikisi kupada, 3 kez karşılaştılar ve bu maçların biri 0-0, ikisi 1-0 sona erdi. Alt oranı 1.45 ve gelmesi olası, aralarındaki 3 maçta olduğu gibi yine ilk yarıda eşitlik bozulmaz derseniz, onun da oranı 1.70

449 Mineiro-Cruzeiro
Atletico Mineiro sezona kötü başladı ve gol yollarındaki kısırlığı bir türlü gideremedi, Ronaldinho'nun sakatlıkları, hoca değişikliğine gidilmesi derken bir de Libertadores'den elendiler, sezon daha başından zehir oldu.
İki takım arasındaki son 3 maç 0-0 bitmiş, ondan önceki de 1-0. 1.60'dan alt deneyelim bir zahmet.

8 Mayıs 2014 Perşembe

Dortmund'daki biz: Julian Schieber


Borussia Dortmund iki veya daha fazla farkla öndedir, takımın gol makinesi Lewandowski oyundan alkışlarla çıkar ve yerini ona bırakır. 23 numaralı formasıyla Julian Schieber. Genelde ona rastladığımız senaryo budur, BVB'yi yakından takip etmeyen, yılda 3-4 BVB maçı izleyen biri bile olsak son dakikalarda gelen değişiklik anında ekran başında "Schiebeeer!" diye bağırırız. Bağırmayız da, oyuna girecek ismin Schieber olduğunu biliriz yani.

Bu tuhaf girişi neden yaptım? Çünkü uzun bir süredir aklımda Schieber ile ilgili bir şeyler yazmak var. Uzun ve detaylı bir yazı olmayacak çünkü kendisini yakından tanımıyorum. Scout raporu da değil zaten yazacağım şey. Doğaçlama ilerleyelim bakalım.

30 Mart 2012 

Evde oturulan bir Cuma akşamı yapılabilecek en iyi şeyi yapıp BVB-Stuttgart maçını açmışım, iki hücumcu takımdan bol gollü ve keyifli bir mücadele bekliyorum herkes gibi. BVB üst üste ikinci şampiyonluğuna koşuyor, çılgın atıyor, Stuttgart da altta kalır gibi değil. Maç 4-4 bitiyor ama öyle böyle değil, zaten kaçan pozisyonlara, direkten dönen, çizgiden çıkarılan toplara bakarsanız en az 8-8 bitmiş olması lazım, inanılmaz bir tempo var. İnsan televizyon karşısında bile yorulup boncuk boncuk terliyor, izleyenin camı açıp "Yaşasın Almanlık!" diye bağırası geliyor. Abartmıyorum bak. İnanmayan izlesin bi.

Neyse, BVB 2-0 öndeyken 71'den sonra işler değişiyor, Stuttgart 3-2 öne geçiyor, BVB 4-3 yapmışken uzatmalarda 4-4 oluyor, maç müthiş bir zirveyle kapanıyor, ben ve birçok futbolsever de Julian Schieber'i ilk olarak o maçta tanıyor. 77 ve 79. dakikalarda iki gol atıp bir anda maçı çeviren bu adam BVB'nin de dikkatini çekmiş olacak ki sezon sonunda 5.5 milyon euro karşılığında transfer ediliyor. Tamam o maç dışında tüm sezon tek golü var ama sonuçta sezonun yarısını sakatlık yüzünden kaçırmış, Almanya U21 milli takımında şans bulup gollerini sıralamış, geleceği parlak gözüken bir forvetten bahsediyoruz, fena yatırım değil.

Peki sonra ne oldu? Çoğunda sonradan girdiği 37 maçta 5 gol, 2 asist. Gollerin en önemlisi Şampiyonlar Ligi grup aşamasındaki Manchester City maçıydı tabi. Gruptan çıkmayı garantileyen BVB'de Klopp yedeklere şans verirken Schieber galibiyeti getiren golü atmıştı.


Schieber'e hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, benim aklımda hep BVB Şampiyonlar Ligi'nde finale ilerlerken maç sonrasında tüm takımın oluşturduğu sevinç yumağına ihtiyatlı ancak egosuzca iştirak edişiyle yer etti kendisi. Zaten tipinden de ne kadar efendi, iyi huylu biri olduğu anlaşılıyor. Tabi bu seviyelere ait olmadığı da anlaşılıyor. Schieber'de balayına Antalya'da 4 yıldızlı bir otele gelmiş taze damat tipi var. Tonton hem de. Siemens'de yeni iş bulmuş, o yüzden şimdilik 4 yıldızlı otele gelmiş.


Tabi tipe bakıp "Bundan futbolcu olmaz" demeye getirmeyeceğim, öyle bir şey kabul edilemez zaten, şunu söylemeye çalışıyorum; Schieber BVB kadrosunun çok dışında kaldı. Bu sezon da Mkhitaryan-Aubameyang transferleri, genç yetenek Hofmann'ın kadroya dahil oluşu derken iyice geri planda kaldı. Hofmann'da mesela tam başarılı olacak, çok canlar yakacak genç tipi var. Futbolda bir yere gelemese en kötü ihtimalle Hollywood yapımı gençlik filmlerinde Zac Efron'un yancısı rolleriyle hayatını idame ettirir. Ayrıca o genç yetenek, altyapıdan çıkmış, Schieber'den fersah fersah önde.


Bunca sakatlığın yaşandığı, erken havlu atılan sezonda bile çay kaşığıyla süre alabildi Schieber. Tek golü kupada Saarbrücken'e karşı gelirken son iki haftadır oyuna maçın bitimine 1 dakika kala giriyor. Lewandowski'nin gidişinin ardından takıma katılacak Adrian Ramos ve Ciro Immobile düşünüldüğünde Schieber'in işi daha da zorlaşıyor. Kaldı ki yaklaşık bir sezondur taraftarın gözünde iyice karikatürize edilmiş durumda. Arsenallilerin Bendtner'i karikatürize edişi gibi maytap geçiliyor, fark açıldığında alaycı bir şekilde "Schieber'i de al hoca" diye bağırılıyor. Schieber'in önünde iki yol var, ya her sezon toplamı 300 dakikayı bulmayacak bir BVB kariyeri olacak, ya da daha ufak bir takıma transfer olup yeniden doğacak.

Tüm bunları neden yazdım? Çünkü yazının başlığında olduğu gibi, Schieber BVB'de kendimle özdeşleştirebildiğim bir oyuncu. Her şeyi olayın içinden takip edebilen şanslı bir futbolsever gibi biraz, çokça hayat karşısındaki biz. O da bizim gibi hep çok az süre alıyor kendini kanıtlaması beklenen hayat sahnesinde. Nadiren attığı gollerse yeterli olmuyor formayı kapmasına. Kısacası o Dortmund'daki biz. O yüzden de başarılı olmasını istiyorum Schieber'in. Ne bileyim işte Bundesliga'ya çıkmayı büyük ihtimalle bu hafta sonu garantileyecek Paderborn'a gelsin, Mahir Sağlık'la birlikte gol arasın, orada kendini gösterip tekrar başarıyı yakalasın. Halen genç sayılır, hadi Schieber yap bir şeyler.

Yazının sonunu iyi bağlayamadım, kapanışı şarkıyla yapayım bari. Schieber ve bizim gibi on milyonlarca Schieber için.