5 Haziran 2014 Perşembe

Bir jenerasyondan çok daha fazlası: Belçika


Not: Bu yazıyı FFT Kasım sayısı için yazmıştım. Son zamanlarda gelen "Belçika ile ilgili değerlendirme yazısı yazar mısın?" sorularına istinaden kendisini bloga taşıyayım dedim. Tabi yazıdan sonra Adnan Januzaj milli takıma çağrıldı, milli takımın Dünya Kupası resmi şarkısı belli oldu, Benteke sakatlanıp turnuvayı kaçırdı falan filan, onları göz önünde bulunduracaksınız artık. Zaten yazı genel olarak Belçika'nın altyapı gelişimiyle alakalı. Keyifli okumalar.

BİR JENERASYONDAN ÇOK DAHA FAZLASI: BELÇİKA MODELİ

“Herkes kadrolarındaki yetenek patlamasına imreniyor, peki Belçika futbolun süper güçlerinden biri olma aşamasına nasıl geldi?”
Çeşit çeşit çikolata ve bira, Brüksel lahanası, waffle, Şirinler ve Tenten gibi çizgi roman klasikleri, İngiliz yazar Agatha Christie tarafından yaratılmış ünlü dedektif Hercule Poirot ve hatta Jean-Claude Van Damme… Tamam, konumuza dönelim! Futbol, bu küçük ve yaratıcı ülke için hiçbir zaman söz konusu olabildiği bir alan değildi. Komşuları Hollanda dünya futboluna Total Futbol’u armağan ederken onlar dönemsel birkaç başarıdan öteye gidemedi. Ancak şimdi Hollanda’yı bile kıskandırabilecek bir jenerasyona sahipler! Peki bunu nasıl başardılar?

Geçmiş ve Bugün
Ülkenin futboldaki en büyük başarıları 1980’li yıllardaki jenerasyonla geldi; 1980 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda beklenmedik bir sürprize imza atan Kırmızı Şeytanlar dörder takımdan oluşan iki grubun yer aldığı turnuvada İngiltere, İtalya ve İspanya’yı geride bırakarak finalde Batı Almanya’ya rakip olmuş ancak 88. Dakikada Hrubesch’in golü sonrası ikincilikle yetinmişti. İkinci önemli başarıyı ise 1986 Dünya Kupası’nda yakaladılar; yarı finale kadar yükseldikleri turnuvada önce Maradona’lı Arjantin’e ardından Platini’li Fransa’ya mağlup olarak dördüncülükle yetindiler. Bir daha da bu tarz başarılar elde edemediler.
                                                   "Maradona gören masum Belçikalılar"

“Hakan Şükür’ün golü rönesansı başlattı!”

Komşusu Hollanda ile birlikte Euro 2000’i düzenleyen Belçika ilk maçta İsveç’i yenip umutlansa da kalan maçlardan puan çıkaramayınca grubu üçüncü sırada tamamladı ve elendi. Burada en kritik karşılaşmayı Türkiye’ye karşı oynadıklarını belirtmek gerek; hafızamıza “Hakan Şükür’ün adeta uzayarak attığı kafa golü” ile kazınan maç Belçikalıların yeniden yapılanmaya gitmesinde önemli bir yere sahip. Şu an milli takım teknik direktörü olan Marc Wilmots’un o maçta sahada olması da başka bir ayrıntı!
“Sil baştan!”

Federasyonun 2002 Dünya Kupası’nda gruptan ikinci olarak çıkan ancak hemen ardından Brezilya’ya elenen milli takım hakkında planları vardı, uzun vadeli planlar...

DETAYLARIYLA BELÇİKA MODELİ
Şu an Premier Lig’de 13 temsilcisi bulunan Belçika Modeli sıfırdan kurulmuş bir sistemin ürünü. Milli takımın fırtına gibi estiği 80’lerde lig rüşvet ve vergi kaçakçılığı skandallarıyla sallanıyordu. Bunun üzerine takımlara verilen ağır cezalara 90’lı yılların ortasında Bosman Kuralları da eklenince işler acınası bir hal aldı. Neyse ki Milenyum kurtuluşu da beraberinde getirecekti; 2002 yılında yapılan rekor yayın ihalesi takımları ihya etti; o güne dek yılda 2 milyon Euro kazanan kulüpler artık 16 milyon Euro’nun sahibi olacaktı. Bu da federasyonun uzun vadeli planları için yeterli finansmanın sağlanması demekti; … Altyapı anlayışında köklü değişikliklere gidildi; oyuncuların erken yaşta taktik gelişimini amaçlayan, top hakimiyetinden takım olmaya kadar her konunun birer birer ele alındığı akademiler komşu Hollanda’nın Total Futbol ekolü örnek alınarak yapılandırıldı. Öyle ki alt yaş kategorilerinde mücadele eden tüm takımların ortak bir dizilişi vardı; 4-3-3!

Tabi gözlemcileri de unutmamak lazım; sıkı çalışan scoutlar eski sömürgeleri Kongo başta olmak üzere Afrika’daki yıldız adaylarını lige kazandırdı. Bu konuda en ilginç örnek Yaya Toure, Emmanuel Eboue, Romaric, Gervinho gibi ilerleyen yıllarda Fildişi Sahili’nin altın jenerasyonunda önemli yer edinecek oyuncuları erken yaşta bünyesinde toplayan Beveren kulübüydü. Bunun dışında komşu ülkelerdeki akademilerde eğitim alan Belçikalı gençlerin gelişimi de her daim radardaydı; Eden Hazard ve Kevin Mirallas Fransız Lille, Jan Vertonghen ve Thomas Vermaelen de Ajax akademilerinde tamamladılar eğitimlerini.
Tüm bunlar Belçika Ligi’ni genç yetenek kaynayan bir madene çevirdi. Öyle ki Belçika,oyuncu satışından elde edilen gelir sıralamasında Brezilya ve Portekiz’in ardından üçüncü sıradaydı. Anderlecht ve Standard Liege ülkenin Porto’su haline gelmişti. Anderlecht uluslararası gözleme U17 seviyesinde başlarken Standard, Fellaini-Defour-Witsel üçlüsü gibi yıldızları çıkardığı altyapı akademisine tam 18 milyon euroluk yatırım yaptı.

BAŞARININ ÜÇLÜ SIRRI: EĞLENCE, EĞİTİM , TECRÜBE
Belçika Futbol Federasyonu’nun 2010 yılındaki UEFA Study Group çalışmaları için hazırladığı slayt dosyasında ülke futbolundaki yetenek patlamasına yol açan felsefe basit bir dille anlatılıyordu. Üç başlıktan kısaca söz etmek gerekirse;
1.       EĞLENCE
-Küçük yaşta başlayan öğrenme aşaması eğlenceli kılınmalı, böylece antrenman ve maçlardan keyif alınması sağlanmalıdır. Bu, 5 yaştan profesyonel futbol seviyesine kadar değişmez bir kuraldır. Her oyuncu futboldan keyif alır, (en az yetenekli olan dahil!) topla sık sık buluşur, gole yakındır. Yani özgürce oynar. Antrenörler ve ailelerin sonsuz desteği söz konusudur, öyle ki bazı antrenmanlara ebeveynler de katılır!
2. EĞİTİM
Belçika’daki tüm takımlar yüksek tempoya dayanan atak futbolunu ve 4-3-3 dizilimini benimsemiş durumda, ancak U11’den U14 seviyesine kadar hakim olan taktik 3-4-3. Savunmada adam adama değil alan savunması esastır ve bu takımdakilerin oyunu okuma, inisiyatif alma, iletişim ve konsantrasyon yetilerini güçlendirirken kolektif bilinci de geliştirir. Eğitimden bahsetmişken oyuncuların okul durumlarının desteklendiğini de belirtmek gerek; kulüplerin Fransızca ve Flamanca dilde eğitim veren okullarla özel anlaşmaları bulunuyor.
3.TECRÜBE
Her oyuncunun, hata yapan veya takım arkadaşları kadar yetenekli olmayanların dahi tecrübe kazanması esastır. Bu da Belçika Ligi’nin altyapıdan gelen oyuncuların en çok şans bulduğu liglerden biri olmasını açıklıyor.

MODELİN ASLALARI
Belçika futbolunun yükselişinde yapılması gerekenler kadar kaçınılması şart davranışlar da yer tutuyor. Federasyonun slaytında kesin bir dille üstü çizilen davranışlar ise şunlar;
-          Çocuklara yetişkinler gibi antrenman yaptırmak
-          Herkese eşit süre vermemek
-          Kenardan sürekli direktif verip hatalarını bağırarak oyuncuların özgüvenini zedelemek
-          Daha az yetenekli oyuncuları ihmal etmek
-          Maç esnasında sürekli ne yapması ve ne yapmaması gerektiğini söyleyerek oyuncuların inisiyatif alma yetisini köreltmek

Yukarıdaki prensiplere göz attığınızda altyapı modelimizin (tabi bir modelimiz varsa) Belçikalıların paralel evrendeki zıttı olduğumuz ortaya çıkıyor. Haliyle Belçikalılar seri yıldız üretimine geçmişken “Bizde niye yok” deme hakkımız ortadan kalkıyor!

GELELİM ALTIN JENERASYONA
Mevcut jenerasyon ilk çıkışını 2007’deki Avrupa U17 Şampiyonası’nda yarı final oynayarak yaptı. Bir sene sonra Pekin Olimpiyatları’nda dördüncü olan ekip bugünün yıldızlarını barındırıyordu. Saha içinde olduğu kadar dışında da iyi anlaşan oyuncular lisede birbiriyle çok iyi anlaşan arkadaş gruplarını andırıyor. (Esprileri ve dışadönük tavırlarıyla çete lideri konumundaki Eden Hazard ve arkadaşlarının eğlenceli videolarına YouTube’dan erişmek mümkün)Tarihinin en göz alıcı jenerasyonuna sahip olan Belçika’nın 12 oyuncusu Premier Lig’de forma giyiyor. Her mevkide bol alternatife sahip genç ve yetenekli kadrodan beklentiler de haliyle çok büyük.


KALE
Sunderland’de geçirdiği 3 yılın ardından Liverpool’a transfer olan ve daha ilk lig maçından itibaren Pepe Reina’yı unutturan Simon Mignolet Premier Lig’in en iyi kalecilerinden biri ve henüz 25 yaşında. Diğer kaleci mi? O da Atlético Madrid’deki performansıyla gelecekte dünyanın en iyisi olmaya aday olduğunu gösteren 21 yaşındaki Thibaut Courtois.

DEFANS
Premier Lig’de zirve yarışı veren takımların en güvenilir isimleri bu jenerasyonun ürünü; Vincent Kompany ve Thomas Vermaelen takımlarının kaptanlığını yaparken Jan Vertonghen de kısa sürede Tottenham taraftarının sevgilisi oldu. Bu isimlerin dışında Atlético Madrid’e transfer olan Toby Alderweireld, takımın en yaşlı ismi konumundaki tecrübeli Daniel Van Buyten, Zenit’in solak stoperi Nicolas Lombaerts de göze çarpan isimler. Sebastien Pocognoli dışında net bir şekilde “bek” olarak tanımlanabilecek bir oyuncuları olmasa da altyapıda aldıkları özgürlükçü futbol eğitimi onlardan bek olarak oynayabilen teknik stoperler yaratmış durumda.

ORTA SAHA
Takımın en şenlikli kısmı… Ortada görev alan Witsel, Fellaini , Defour , Dembele ve De Bruyne gibi isimlerin yanı sıra kanatlarda da yetenek patlaması yaşanıyor; Eden Hazard, Kevin Mirallas, Nacer Chadli, Dries Mertens ve PSV’deki performansıyla kendine hayran bırakan 17 yaşındaki Zakaria Bakkali… Aralarından sadece beşini seçmek zorunda olmak haksızlık! (Ekleme: Adnan Januzaj)

FORVET
Premier Lig’e damga vuran iki yok edici Belçika’nın ileri ucundaki hedef santrfor olabilmek için rekabet halinde. Aston Villa’da rüştünü ispat eden Christian Benteke çok büyük ihtimalle bu yaz düzenlenecek Dünya Kupası’nın ardından dev bir takımın yolunu tutacak. Romelu Lukaku ise kendisini kiraya gönderen Jose Mourinho’ya Everton formasıyla mesaj göndermekle meşgul. Gelecek sezon Chelsea’nin ileri ucunda yer almaması sürpriz olacaktır. İkisi de çok güçlü, teknik ve bitirici. Rakiplerin işi gerçekten çok zor.
(Not: Benteke sakatlanınca bu paragraf tümden değişti tabi. Lukaku as forvet, Michy Batshuayi ve Divock Origi yedekteki silahlar. Yine de sağlam)

PEKİ 2014 DÜNYA KUPASI?
Önceleri onlardan “Belçika’nın kadrosu da fena değil” diye bahsedilirken artık milyonlarca futbolseverin 2014 Dünya Kupası’ndaki gizli favorisi halindeler. Öyle ki, değişik ülkelerde birçok hayranı bulunan takım Avrupa futbolunun yakın gelecekteki süper güçlerinden biri olarak gösteriliyor. Peki bu yaz yüksek beklentileri karşılayabilirler mi?
Avrupa Şampiyonası tarihi 1980’de finale yürüyen büyüklerinin, 92’de plajdan kopup gelerek şampiyonluğu kazanan Danimarkalıların ve 2004’de hiç şans tanınmayan Yunanistan’ın başarı hikayelerini yazıyor. Dünya Kupası’nda da yakın tarihte sürpriz yapan ülkelere baktığımızda ’98 model Hırvatistan, 2002’nin Türkiye ve Güney Kore’si ve 2010’da yarı final oynayan Uruguay karşımıza çıkıyor. Bu yaz Brezilya’da düzenlenecek Dünya Kupası’na birçok güçlü takımın katılacağı düşünülürse ilk büyük turnuvasını yaşayacak Kırmızı Şeytanlar’ın işi zor gözüküyor, ayrıca önlerinde yıllarca büyük beklentiler yaratan fakat bir türlü o beklentileri karşılayamayan Portekiz’in altın jenerasyonu gibi bir örnek var. Yine de kura şansı gibi bir faktörü de göz ardı etmemek gerek. Hoş, onlar 2010-2011 yılları arasında tam 541 gün boyunca ortak bir hükümet dahi kuramayan “ayrı dünyaların halkları” Valon ve Flamanları birleştirmeyi başarmış bir ekip, yani isimlerinin geçtiği her yerde umut olmaması için hiçbir sebep yok.


NOT: Belçika Futbol Federasyonu'nun bu yazıda geçen altyapı ilkelerinin bulunduğu ve UEFA'ya yapılan sunumu şuradan inceleyebilirsiniz. Basit bir dille anlatılmış ancak etkili bir sunum;


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder