29 Haziran 2015 Pazartesi

Sağ Beck'te İşlem Tamam


Merhaba. Başlığı görünce yüzünüz klişenin etkisiyle hafiften ekşidi mi? Ben de öyle olsun istiyordum. Sonuçta 2 yıldır yana yakıla sağ bek arayıp bu isim ve profilde bir transfer görünce biraz klişe tolere edilir diye düşündüm. Bu yazıda Andreas Beck hakkında biraz bilgi vermeyi ve onun becklediğimiz (:d) sağ bek olup olmadığına dair bir şeyler karalamayı umuyorum.

Öncelikle sezon sonuyla birlikte kulübün durumunu da göz önünde bulundurduğumuzda aklıma gelmiş sağ bek adaylarımdan kısaca bahsedeyim;

Mauricio Isla: Bahsetmeye gerek yok, Şili milli takımında yardırıyor. Tam cuk otururdu bir şekilde satın alma opsiyonuyla kiralansa ama kendisi istememiş.

Mariano: Bordeaux'nun Avrupalılaşmış Brezilyalı sağ beki Mariano da Isla'dan sonra en iyi tercih olabilirdi. Savunmada çok sağlam oluşunun yanı sıra hücuma da doğru zamanlama ve tempoyla çıkan, savunma arkasına zekice paslar atan ve orta kalitesi üst düzey bir oyuncu. Üstelik kontratının son yılında.



Daniel Wass: Hücumcu sağ bek kontenjanından bir kenara yazdığım ama son dönemde sağ açıkta daha fazla zaman geçiren, forvet arkasında da oynayan frikik maestrosu bu arkadaş 2.9 milyon euroya Celta Vigo'ya transfer oldu sonradan. Savunma konusunda bazı zaafları vardı ama Caner Erkin etkisi yapardı diye düşünmüştüm.

Elseid Hysaj: Empoli'nin Arnavut sağ beki bu sezon Serie A'nın en underrated performanslarından birini sergiledi, üstelik daha 21 yaşında. Sonradan Napoli'nin kendisi ve takım arkadaşı Tonelli'ye talip olduğunu ve Empoli'nin bu ikili için 10 milyon euro istediğini görünce ekonomik olarak mümkün olmadığını anladım tabi.

Ivan Lopez: Bu arkadaş da 21 yaşında ve Levante'de sezon sonuna doğru 5-6 haftada şans buldu. Evet, La Liga kariyeri 5-6 maç olan bir sağ bekin Beşiktaş'a uygun olduğunu düşündüm çünkü hücuma çıkış devamlılığının yanı sıra savunmada da oldukça sağlam bir görüntü verdi. Sözleşme sonu 2016 olduğu için ekonomik açıdan da zorlamayacağını düşündüm ama bonservisi hakkında bilgim yok tabi.

Ahmed Elmohamady: 27 yaşında, kendisini Premier Lig temposunda kanıtlamış bir kanat bek, üstelik takımı küme düşmüş, üstelik sözleşmesinin son yılında. Normalde oldukça düşeş bir transfer olabilirdi ama Hull City'nin sahibinin Mısırlı olması ve Elmohamady'nin bunun da etkisiyle bırakılmak istenmemesi, bonservisi için de 6 milyon euro istenmesi bu ihtimali de yatırdı.

Cristian Gamboa: Bu 24 yaşındaki Kosta Rikalı pırpır sağ beki Dünya Kupası'ndan hatırlarsınız mutlaka. Sürpriz takım Kosta Rika'nın Keylor Navas,Bryan Ruiz ve Joel Campbell ile birlikte en öne çıkan oyuncusu ve turnuvanın en sağlam bek performanslarından birini sergileyen ismiydi. Kupa performansıyla Norveç'ten West Bromwich'e transfer oldu, Alan Irvine görevdeyken şans bulsa da sonrasında Tony Pulis'in gelişiyle kulübeye demir attı. Amatör takım Gateshead'le oynanan kupa maçında bile şans vermedi Pulis, zorunluluktan bir kere sakatlanan Pocognoli'nin yerine oyuna aldı sadece. Gamboa verdiği bir röportajda "Sanırım kısa boylu olduğum için beni oynatmıyor" dedi hatta. Hem kiralanabilecek hem de uygun fiyata alınabilecek biriydi açıkçası.



Bunların dışında küme düşen Freiburg'un sağ beki Oliver Sorg da düşünülebilirdi ama sonradan Hannover'e transfer oldu zaten kendisi. Tottenham'ın Trippier transferiyle 3. sağ bek konumuna düşen DeAndre Yedlin'in kiralanması da muhteşem olabilirdi ama kulübün önceliği onu bir Premier Lig takımına kiralamaktı okuduğumuz haberlere göre. (Norwich deniyor hatta)

"Şimdi tüm bunları neden yazdın?" derseniz sadece biraz takip etmek ve bazı uygun şartları kovalamakla bile en kötü ihtimalle 5 sağlam aday çıkarabiliyorsunuz. Yıllardır Hoffenheim'ın değişmez ismi ve kaptanı olan Beck'in ayrılacağı asla aklıma gelmezdi ama Pavel Kaderabek transferiyle böyle bir ihtimal doğmuş oldu ve anlaşılan kulüpten birileri bunu akıl edip oldukça iyi bir iş yapmış. Bahsedilen maliyetler de oldukça uygun. Beck bu yukarıda saydığım isimler arasında istikrarı,disiplini ve devamlılığıyla zirvede yer alır, hücum katkısı ve orta kalitesi konularında da Isla ve Mariano'nun bir tık altında, Gamboa'nın yanında yer bulur kendine. Gayet iyi bir iş olduğu tartışılmaz. Şimdi Beck'ten bahsetmeye başlayabiliriz.


Andreas Beck'le ilgili en ilginç husus kendisinin Rusya doğumlu bir Alman olması. Aslında "Rusya Almanları" olarak tanımlanabilecek bu etnik grup epey bilindik. 18. yüzyıldan beri Rus topraklarında önemli mevkilerde temsil edilen Almanlarla ilgili merak sahibiyseniz şu yazıyı da öneririm. Beck'in doğduğu Kemerovo 2010 tarihli nüfus verilerine göre halen Rusya Federasyonu'nda en çok Alman kökenli vatandaşa sahip 4. şehir (35.965)

Beck ve ailesinin Rusya günleri pek uzun sürmemiş, o 3 yaşındayken Almanya'ya göçmüşler. Almanya'ya geldikleri ilk dönemde annesinin Almanca bilmediği için akşam okulunda derslere katıldığından, bir süre karavanda yaşadıklarından ama kendisinin çabucak yeni arkadaşlar edindiğinden bahsetmiş Beck. İlginç hayat hikayesi haliyle Alman basını için bir merak konusu olmuş, bir röportajda "Rusya'nın durumunu takip ediyor musun, Putin'in politikalarını nasıl buluyorsun?" sorusu bile sorulmuş, o da "Almanya'daki yorumları tek taraflı bulduğunu, Kiril alfabesini okuyamadığını ama St Petersburg'da yaşayan anneannesinden düzenli olarak bilgi aldığını" söylemiş. Bazen anneannesinin onu ziyaret ettiğini, çok sevdiği borş çorbasından yapıp ona mutlaka bir matruşka getirdiğinden bahsetmiş. (Sizi bilmem ama benim çok kanım ısındı bu adama)



Beck her ne kadar küçük yaşta Almanya'ya göçse de özellikle yakın zamanda Lokomotiv,CSKA,Spartak ve Dinamo'dan scoutlar onu takip edip takımlarına kazandırmak istemiş (tabi yerli oyuncu kontenjanından olacak olması da önemli) Alt yaş kategorilerinde Alman milli formasını giyen ve U21 takımıyla Avrupa şampiyonluğu kazanan Beck'se Alman formasını giymekten gurur duyduğunu ve Rusya milli takımını hiç düşünmediğini söylemiş zamanında.

Beck 2010 Dünya Kupası için geniş kadroya alındığında herkes şaşırmıştı diyebiliriz. Açıkçası henüz o seviyede değildi ve zaten sonradan kadrodan çıkarılarak turnuvada yer alma şansını kaçırdı ama o günlerde, yani 2009'da Ralf Rangnick'in kendisiyle ilgili sözleri ilgi çekici bence;

Andreas öğrenmeye delicesine aç ve çok çabuk öğreniyor. Savunma zaafının olduğunu gördüğünde bunu gidermek için çok çalıştı.

Beck'in saha içi özelliklerine gelmeden önce kültürel birikiminden de biraz bahsetmek lazım, bu konuda okuduklarım beni çok sevindirdi açıkçası. Kendisini tanıtan bir yazıda günümüz futbolcularından çok farklı olduğu ve haftada 3 kitap bitirdiği, Nietzsche ve Schopenhauer okumaktan keyif aldığı belirtilmiş. Almanya'da yaşayanlar daha iyi bilir tabi bunlar benim kısa bir araştırma sonucu vardığım veriler sadece.

Saha içi

Saha dışını yeterince konuşup Beck'i tanıtabildiğimi düşünüyorum, saha içine geçebiliriz. Öncelikle Beck'in liginin en hücumcu takımlarından birinden gelecek olması büyük avantaj. Beşiktaş oynadığı maçların büyük çoğunluğundan oyunu kontrol edip rakip yarı sahada zaman geçiren bir takım ve Hoffenheim'ın her hücumunda önde yerleşerek bir pas opsiyonu olan Andreas Beck bu açıdan Beşiktaş'a fayda sağlayacaktır.

Serdar Kurtuluş'un geçen sezon geçirdiği mental ve fiziksel dönüşüm saygıyı hak etse de kendisinin sağ kulvarda maç boyunca çok sayıda bindirme yapamaması da gayet anlaşılır bir durum, çünkü o tipte bir oyuncu değil. Beck bu eksiği kapatacaktır. Ayrıca yarım sezon için iş görmüş olduğunu düşünsem de bonservisinin alınmayışı doğru olan Opare'den farkı da oyun aklı ve oturaklılık.


                   
Önde yerleşir demiştik. Bu görsel sanırım olayı daha iyi anlatabilir; Bayern karşısında 1-0 gerideki Hoffenheim kalecinin uzun pasıyla çıkıyor. Steven Zuber orta sahada topu kafayla Beck'e aktaran isim. Şu en sağdaki arkadaş Beck.

Hoffenheim önde presi çok iyi uygulayan bir takımdı, öyle ki en uçtaki Firmino ligin en çok top kapan isimlerinden biriydi. Beck de top takımdayken hemen öne çıkarak hücumda fazladan bir opsiyon oluşturabilen, ayağı pas yapan biri olarak özellikle Gökhan Töre'nin elini rahatlatacak.



Yine önde yerleşimin kazanımlarından biri. Leverkusen savunmacısı topu kafayla uzaklaştırıyor ama Beck gördüğünüz gibi topa müdahaleyi rakip yarı sahada yapıyor.

Sol ayağını da gayet iyi kullanabiliyor. Geçen sezon 13 maç sol bekte görev alıp bu süreçte 2 asist yaptı. Sağ bek oynarken de bazen uygun pozisyonu bulamadığında topu soluna çekip topu içeri öyle gönderebiliyor.

Savunmasına gelince. Bundesliga gibi ligimizin 3-4 katı yüksek tempoda futbol oynanan bir yerde Beck'in hiçbir zaman çok zor durumlara düştüğünü görmedim. İlk müdahaleyi önde yapıp topu uzaklaştıramadığında veya ıskaladığında oluşacak tehlikeyi genellikle kısa mesafede çabuklukla örtecek kapasitede. Birebir mücadelelerde de rakibe yakın durup açısını doğru şekilde daraltan biri. Bu tip önde oynayan beklerin arkasını toplama konusunda merkez orta sahaların ne kadar önemli olduğunu Mehmet Topal-Caner Erkin ilişkisinde de görmüştük, Beck için de orta sahadaki arkadaşlarının onun oyununa uyum sağlaması, sağ stoperin de bazı pozisyonlarda doğru kaymayı yapması gerekiyor. Atla deve değil. Zaten bu kadar önde oynamasına rağmen sık kart gören biri değil, geçen sezon sadece 1 maçı kart cezası nedeniyle kaçırmıştı.

Topsuz oyunu ve atağa çabuk katılımına dair iki kare daha paylaşayım yavaş yavaş kapatmadan önce;

Schalke deplasmanında yerleşik sayılabilecek savunmaya karşı hücum ediliyor ve Beck yaptığı koşuyla Kevin Volland'ı rahatlatıyor. Burada altıpasa çıkardığı topu Modeste üstten dışarı gönderdi.


Uzun lafın kısası Andreas Beck sık sık hücumu düşünen, iki ayağını da iyi kullanabilen, sol bekte de görev alabilecek,  ataklara katılımlarıyla hücumda derinliği arttırabilecek bir sağ bek. Orta kalitesi üst düzey değil ama devamlılığı ve disipliniyle her daim performansı belli bir standardı yakalıyor. Beck'in 10 üstünden 6'nın altına düştüğünü nadiren görürüz, iki lig arasındaki kalite ve tempo farkı nedeniyle 7-8'e çıktığını da sık sık görebiliriz. Her şeyin ötesinde çalışkanlığı ve karakteriyle de sevilen futbolculardan biri olacağını düşünüyorum. Takıma liderlik yapması da muhtemel. Maliyetini de düşünürsek gayet iyi bir iş. Umarım başarılı olur.

11 Haziran 2015 Perşembe

Süper Lig'in underrated oyuncuları



Daha önce Avrupa liglerinde performanslarıyla daha çok adından söz ettirmeyi hak eden ancak "underrated" kalan bazı isimleri sıralamıştım, o yazılardan sonra birkaç arkadaş "Bunun Süper Lig versiyonunu da yapmak lazım" demişti, aklımın bir köşesinde yer etmiş bu öneri. Hazır iş yükü hafiflemişken bir şeyler karalayalım dedim. Başlayalım bakalım.

CARL MEDJANI

Henüz 18 yaşındayken Gerard Houllier tarafından Liverpool'a transfer edilen ancak kulüpteki  3 yılda resmi maça çıkamadan Fransa'ya dönen Medjani kariyerini Ligue1'in orta halli takımlarında geçirmişti. Vahid Halilhodzic'in Trabzonspor'a gelirken Cezayir Milli Takımı'ndan getirdiği 2 oyuncudan biri olan Medjani sezon içinde çoğunlukla Trabzonspor'un sorunlu bölgesi olan orta sahaya kaydırılsa da skor katkısıyla bu listeye girdi.



Kariyerinin en golcü sezonunu geride bırakan Cezayirli ligi 7 gol-2 asistle kapatırken Avrupa Ligi'ndeki Rostov eşleşmesinde de 1 gol buldu. Mehmet Ekici'nin kullandığı yüksek etkili duran toplardan en iyi yararlanan oyuncu olan Medjani pozisyonu iyi takibi, doğru yer tutuşu ve yüksek sezgileriyle oldukça kritik goller attı. Mbia transferinin ardından gelecek sezon asıl yerine dönmesi ve sakinliği ve tecrübesiyle Trabzonspor savunmasına iyi gelecek gibi gözüküyor.

STEPHANE BADJI



Geçen sezon Martin Linnes sayesinde Norveç Tippeligaen'e iyice gömüldüğümüz dönemde dikkatimi çeken 2 orta saha oyuncusundan biriydi Badji. (Diğeri de Bodo Glimt'in Senegallisi Badou Ndiaye idi) Ndiaye hücumu çok düşünen, kaleyi gördüğü anda şutunu esirgemeyen, duran topları kullanan bir profildeyken Badji daha çok takımının sigortası rolündeydi. Takımı Brann'ın küme düşmesinin ardından transferi kesinleşen Senegal milli oyuncunun 4 büyükler haricindeki her takım için doğru hamle olacağını düşünüyordum.



Ancak geldikten sonraki performansıyla beni de şaşırttı ve ters köşeye gönderdi Badji. Sadece kesiciliği değil kendine verilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdi ve kısıtlı gördüğüm hücum yetilerinin aslında öyle olmadığını gösterdi. (Bunda Başakşehir futbol yapısının payı büyük tabi, Badji adeta Başakşehir gibi bir takımda oynamak için doğmuş) Milli takım seviyesine çıkan ve -haklı şekilde- övgüler alan Mahmut Tekdemir onun sayesinde daha rahat oynadı, zaten Epureanu-Yalçın gibi birbirini çok iyi tamamlayan bir stoper tandemine sahip takımın eksik parçası onunla yamandı. Yanılmıyorsam birkaç maçta sağ bek de oynayan Badji kenardan etkili ortalarıyla da takıma katkı sağladı.


Başakşehir'in Atiba'sı (belki daha da fazlası) olan Badji'nin gelecek sezon takıma alışmış bir şekilde daha da verimli olabileceğini düşünüyorum. Bu performansıyla daha çok dikkat çekmeyi hak ediyor.

DOUGLAO


Mossoro ve Custodio ile birlikte Braga'dan yolu Türkiye'ye düşenler kervanına eklenen Douglao bu sezonun en iyi stoper performanslarından birini sergiledi. 1.93'lük boyunun da katkısıyla havada kuş uçurtmayan ve tartışılmaz bir üstünlük kuran Brezilyalı stoper yerden de fazla mesai yapıp ara paslarını, dripling teşebbüslerini temizledi. Bilal Kısa'nın takımdan ayrıldığını düşünürsek Akhisar'ın mevcut kadrosundaki en önemli isim haline gelen Douglao performansıyla ligin de en iyileri arasında.

AHMET YILMAZ ÇALIK

Her ne kadar "elin oğlu" 1996,1997 doğumlu çocuklara en kritik lig, kupa maçlarında çekinmeden şans verip bizim "genç" diye kulübeden çıkarmadığımız oyunculara tecrübeli gözüyle baksa da Türkiye standartlarında "genç bir yetenek" Ahmet Yılmaz Çalık. Gençlerbirliği'nin 1994 doğumlu stoperi geçen sezon 27, bu sezon da 29 lig maçında süre aldı, üstelik istikrarıyla da güvenilir bir tablo çizdi. Özellikle bu sezon Gençlerbirliği'nin iç sahada kazandığı Fenerbahçe ve berabere kaldığı Trabzonspor maçlarındaki performansı takdirlikti.



Hava toplarında dominant olmamasına rağmen çoğunlukla doğru zamanda doğru yerde olup kritik müdahaleler yapan sakin ve iyi bir kesici Ahmet Çalık. 2 yıl önceki U20 Dünya Kupası'nda takımın önemli isimlerindendi ancak ilerleyen süreçte başarılı performansına rağmen Anadolu takımlarından birçok yeni ismin şans bulduğu A milli takıma çağrılmadı. Yerlilerin abartıldığı, fiyatlarının uçtuğu dönemde bile underrated kalan bu kardeşimizi unutmayın lütfen.

IBRAHIM SISSOKO

Eskişehirspor sezon başında kendisini bonservis ödemeden transfer ettiğinde nasıl bir oyuncu olduğu konusunda bilgi sahibi insan sayısı oldukça azdır herhalde. 4 sezona şu takımları sığdırmış, kalıcı olamamış ve mevkisi ön libero olmayan bir Sissoko;


Ancak kendisinin Eskişehirspor'daki ilk sezonunda başarılı olduğunu söylemek mümkün. Uzun süre kümede kalma savaşı veren ve eski heyecanı kalmamış takımı öne iten güç oldu çoğu maçta ve sezonu 6 asistle kapadı. Özellikle iç sahada Eskişehirspor'un çok üstün oynadığı ancak son anlardaki golle kaybettiği Galatasaray maçında rakibin sol tarafını tek başına çökerten, Avni Aker deplasmanındaki 4-1'lik galibiyette de 2 asistle yıldızlaşan Sissoko topu ayağına yakıştıran, rahat adam eksiltebilen ve araya tehlike yaratacak pasları salma konusunda mahir bir oyuncu. Fiziğine dikkat edip göbeği salmaz ve üst üste iki şık hareket sonrası üçüncüyü zorlamadıkça (Bazen yapıyor bunu tıpkı Lawal gibi) gelecek sezon da iyi işler yapacak gibi duruyor.

BARIŞ YARDIMCI

Fırsat buldukça Sarıyer'in iç saha maçlarına giderim. Bu seviyedeki maçlarda çoğunlukla gözünüze yeteneğin kırıntısı çarpmaz ama çarptığında da sırıtır. Barış Yardımcı da öyleydi.


İzlediğim maçlarında oldukça çabuk, rakibe biraz da bu sayede kolay kolay geçit vermeyen mücadeleci bir sağ bek görünümünde olduğu için tweette de "Profiline biraz hücumculuk katarsa kısa sürede ismini duyurur" yazmışım. Hatayspor'da oynadığı dönemde TFF'nin 2. Lig karmasına seçilen ve çocuk yaşta Fenerbahçe altyapısında oynamış bir oyuncu Barış Yardımcı. Gaziantepspor'daki ilk sezonunda da 3. kümeden 1. lige yeni geçiş yapmış bir oyuncu için gayet başarılıydı. Bu sezonu 4 asistle tamamladı, ki bunların biri Trabzonspor deplasmanındaydı. Çabukluğuyla da dikkat çekti. Yukarılarda da bahsettiğim üzere aslında genç bir oyuncu sayılmamalı ama ülke standartlarında ve bek yokluğunda kendini geliştirirse seviye atlaması şaşırtmaz.

ABDOU RAZACK TRAORE

Bazı oyuncular oynadıkları ligin karakteristiğine o kadar uygundur ki en sonunda isimleri niteleme sıfatı haline gelir; "Fernandao gibi forvet, Djalma Campos gibi bir kanat" gibi. Abdou Traore de bence bu ligin demirbaşlarından biri haline gelebilecek bir oyuncu.

Geçen sezon Polonya'nın Lechia Gdansk takımından bonservis ödenmeden Gaziantepspor'a transfer olan Traore özellikle Sergen Yalçın'ın göreve gelişi ve kendisine serbestlik tanımasının ardından çıldırmış ve sezonu 8 gol-6 asistle tamamlamıştı.

Bu yıl Karabükspor'a transfer olan Fildişi Sahilli oyuncu yine kendi standartlarında bir performans sergiledi ve 10 gol attı. Kendisine kalite ve üretkenlik bakımından yaklaşabilen oyuncu eksikliği ve takımın akıl almaz formsuzluğu yüzünden Karabükspor küme düşse de Traore elinden geleni fazlasıyla yaptı.

Traore'nin Karabükspor'la 2 yıl daha sözleşmesi var ama rahat adam eksilten, iki ayağını da kullanabilen ve kontrataklarda ligin en iyilerinden olan 26 yaşındaki oyuncunun Süper Lig'de kalması olası.

Ayrıca ekleyelim; kendisi adam gibi adamdır.