27 Ağustos 2016 Cumartesi

2016/17'nin izlenesi 5 takımı



Transferler, teknik direktör veya sportif direktör değişiklikleri hatta bazen yeni bir stadyum bir takımı baştan aşağı değiştirebilir. 2016/17 sezonunda da geçtiğimiz yıla göre çok daha farklı durumlarda izleyeceğimiz takımlar olacaktır. Biraz da alternatif yandan bakarak 5 takımlık kısa bir liste hazırladım. Şunu da yasal uyarı olarak ekleyeyim; öncelikli kıstas başarılı olacak takımları değil, geçen sezona göre daha farklı ve izleyene keyif vermesi muhtemel ekipleri derlemek.


SEVILLA


Geçen sezon Avrupa Ligi şampiyonluğu yine kimselere bırakmayan Sevilla'da bu yaz köklü değişimler yaşandı. Unai Emery, takımın en önemli isimlerinden Krychowiak'ı da yanına alarak Paris'e giderken sportif direktör Monchi'nin ayrılacağına dair dedikodular da uzun süre gündemi meşgul etti. Monchi'nin kalması Sevilla için ilk büyük transferdi aslında, sonrasında da takımın başına Şili'yi Copa America şampiyonluğuna taşımış, güzel futbol şövalyesi Jorge Sampaoli'nin gelmesi işleri epey değiştirdi. Emery taktiksel anlamda ne kadar tutucuysa Sampaoli o kadar öngörülemez ve ateşli.

Immobile ve Llorente gibi takımda etki yaratamamış forvetlerin yanı sıra yıldız golcü Kevin Gameiro'nun gidişi sonrasında hücum hattı elden geçirildi; Atlético'dan Vietto (ve orta sahaya Kranevitter) kiralandı, Ligue 1'in en "underrated" yıldızı Wissam Ben Yedder transfer edildi. Asıl operasyon orta sahaya yapıldı; Serie A'nın mevkisinde en iyilerinden Franco Vazquez, Getafe aşırı defansif oynadığı için kendini hak ettiği kadar gösteremeyen ama yetenekleri tartışılmayacak Pablo Sarabia (sadece 1 milyona), yıllardır Avrupa'ya gelmesi beklenen eski tip 10 numaralardan Ganso ve Hannover küme düşse de Japonya milli takımının en önemli isimlerinden olmayı sürdüren Kiyotake kadroya katıldı. Sampdoria'dan Correa'yı da ekleyelim bu listeye.

Savunmaya River Plate'den Mercado, kaleye de son günlerde PSG'den Sirigu'yu getiren Sevilla ligin ilk maçında Espanyol'u 6-4 yendi, maç pekala 10-6 gibi bir skorla da bitebilirdi.


Yukarıda, Espanyol karşısında çılgın Sampaoli hocamın tercih ettiği dizilişi görüyoruz. Bu çılgınlık hücumda her an pozisyona girmeyi vaat ettiği kadar savunmayı da ateşle oynar hale getirmekte. Öyle ki Espanyol'un neredeyse tüm golleri kanatların arkasına sarkan hızlı ataklar sonucu geldi. Sampaoli'nin özellikle Şampiyonlar Ligi'nde biraz daha emniyeti tercih etmesi beklenebilir ama bu oyuncu grubu ve hocayla hangi şekilde dizilirlerse dizilsinler Avrupa'nın en izlenesi takımlarından biri olacaklar.

RB LEIPZIG

RB Leipzig'in hikayesini az çok biliyorsunuz. Avusturyalı enerji içeceği firmasının Salzburg ve New York'ta da sahibi olduğu futbol kulüpleri var, ancak Leipzig bu halkanın en büyük parçası.

2009'da kurulan kulüp 7 yıl içinde en dipten Bundesliga'ya yükselmeyi başardı, 2012'den beri de operasyonun başında daha önce Hoffenheim'la benzer bir macera yaşamış Ralf Rangnick bulunuyor. Rangnick bu yaz itibariyle sadece sportif direktörlüğe odaklanmak için teknik direktörlük görevini Ralph Hassenhütl'e bıraktı.



RB Leipzig, Almanya'daki yasalar nedeniyle Red Bull ismini kullanamıyor. Bu yüzden "Çimde top oyunu" denebilecek bir isim uydurmuşlar; Rasenballsport. Ayrıca geçmişi olmayan "plastik" bir kulüp oldukları için ülkede kimse tarafından sevilmiyorlar, özellikle de diğer Doğu Alman kulüplerinin taraftarları için ortak düşman olarak görülüyorlar. Almanya'da kulüplerin özel sermaye tarafından tamamen kontrol edilmemesi için kulüp hisselerinin en az %51'inin kulüp üyelerine yani taraftara ait olmasını öngören bir yasa var. RB Leipzig'de de %51'lik çoğunluk taraftarda ancak bu sadece 17 "fanatik" taraftarı kapsıyor.

Saha dışında ne kadar itici görünebilse de saha içi ve kadro mühendisliği açısından heyecan verici bir proje RB Leipzig. Rangnick bir futbol düşünürü ve radikal bir düşünür olduğunu söyleyebiliriz, öyle ki transferde 24 yaş üstündekileri kadrosuna katmama gibi bir kuralı var (Eskiden çalıştığı Marvin Compper gibi bazı oyuncular hariç) Şu an Leipzig'in yaş ortalaması 24 ve ülkenin en iyi yeteneklerinden bazılarını yüksek bonservis ödeyerek bünyelerine kattılar.


Yukarıdaki görselde kulüp tarihinin en pahalı 20 transferi var. Bu isimlerden sadece Damari şu an kulüpte değil. Gelecekte Premier Lig'e 35-40 milyona satılması planlanan Naby Keita, Almanya'nın son dönemde çıkardığı en iyi hücumcular arasında yer alan Werner ve Selke, Kaiserslautern'in kaptanıyken transfer edilen stoper Orban ve tabi ki evladımız Atınç en dikkat çeken isimler. Takım daha 3. ligdeyken Danimarka'dan transfer edilen Yussuf Poulsen'in yeri ise ayrı. Rangnick -tıpkı Atınç'ta olduğu gibi- oyuncuyu ikna etmek için bizzat ülkesine gidip ona vizyonunu açıklamış ve 4 yıl içinde Bundesliga'da olacaklarına dair söz vermiş.



Listede bir diğer dikkat çeken husus da Avusturya bağlantısı. İleride RB Salzburg ve Leipzig arasında daha büyük çaplı transferler görmemiz muhtemel. Rangnick Premier Lig kulüplerinin çoğunun scouting konusunda zayıf olduğunu ve bu yüzden ederinden fazla para ödedikleri birçok oyuncuyu kısa süre içinde neredeyse bedavaya elden çıkardığını söylemiş biri. Elbette yakın gelecekte onlara yüksek bedelli satışlar yapmayı planlıyordur.

Ralf Rangnick futbolun genç oyuncularla daha iyi oynandığını, çünkü onların komutlara daha çok uyduğunu, daha çok mücadele ettiklerini söyleyen biri. Oynattığı futbol da efora dayanıyordu zaten. Hoffenheim ilk sezonunda devre arasına şampiyonluk yarışında girerken Rangnick'in planı kusursuz işlemiş, ancak Ibisevic'in sakatlığı, diğer oyuncuların da "şımarması" ve daha az mücadele etmesinin de etkisiyle takım düşüşe geçmişti. Leipzig ise daha uzun vadeli, daha iyi planlanmış bir proje. Genç ve yetenekli bir grup oyuncunun doğru harcanan paralarla nereye varacağını izlemek keyifli olacağa benziyor.

PESCARA

321 bin nüfuslu Pescara'nını çılgın bir teknik direktör önderliğinde İtalyan futboluna pırıl pırıl 3 yıldız kazandırma hikayesini 2 yıl önce kısaca şöyle yazmıştım. Pescara 4 yıllık bir aranın ardından yine Serie A'da bizlerle.

Bu listede yer almalarına rağmen en büyük küme düşme adaylarından olduklarını belirteyim önce. Yine de ilk haftada Napoli karşısında 2-0 öne geçip sahadan beraberlikle ayrılmaları bu yıl bizi şaşırtma potansiyelleri olduğunu gösteriyor.

Geçen sezonu 4. sırada tamamlayıp play-off oynayarak Serie A'ya yükselen takımın gol kralı ve "İtalyan Jamie Vardy" olarak tanımlanan Lapadula'nın Milan'a transfer olması işlerini zorlaştırsa da imkanları ölçüsünde fena işler yapmadılar.  Bütçesi kısıtlı her Serie A takımı gibi çoğunlukla kiralık transferlere yöneldiler ve Rey Manaj, Jean-Christophe Bahebeck, Bryan Cristante gibi bir zamanlar çok şey beklenen ancak yıldız olamayan potansiyelli genç orta saha ve hücumcuları kadroya kattılar. Hagi'nin takımı Viitorul'dan alınan Alexandru Mitrita'yı ilk kez izlediğimde fiziği ve topla hareketlenmeleriyle Giovinco'ya benzetmiştim, henüz birkaç fırın ekmek yemesi lazım ama o da bulduğu şansları doğru kullanırsa adından bahsettirir. Libyalı orta saha Ahmed Benali de olağan şüphelilerden. Son olarak Sporting'den Alberto Aquilani'yi kadrolarına kattılar ki, yeteneği ve CVsiyle bu takımın saha içindeki önemli kozlarından olacak.

Yine de tüm isimlere rağmen Pescara'nın asıl olayı teknik direktörleri. 40 yaşındaki Massimo Oddo - futbolculuğunda Lazio ve Milan'dan hatırlarsınız- 2015'te başladığı kariyerine sağlam bir giriş yapıp Pescara'yı Serie A'ya taşıdı ve bu sezon Zdenek Zeman'ın mirasını sürdüreceğe benziyor. Görüntü Napoli maçından.




Pescara bu sezon idealistliğinin karşılığını alamayıp kendini son sırada bulabilir ama son yıllarda Juventus egemenliğine rağmen büyük kulüplerin kendini yavaştan bulmaya başladığı (Inter,Milan,Fiorentina'dan bahsediyorum) ligin seyir zevki açısından küçük takımların sahaya koyduğu şey çok önemli. Sassuolo gibi başarı hikayelerine daha çok ihtiyaç var, o yüzden dedeye sahip çıkalım diyor ve Pescara'ya arada bir göz atmanızı tavsiye ediyorum.

SCHALKE 04

Bu yaz ezeli rakipleri Borussia Dortmund kaybettiği oyuncuların boşluğunu çoğunlukla genç ve orta vadede onları aratmayacak kalitede isimlerle doldurup izlemesi çok keyifli geniş bir kadro kurmuş olsa da Schalke04 de fena işler yapmadı.

Sportif direktörlüğe Horst Heldt yerine gelen Christian Heidel nokta atışlar yaptı transferde; yaşlandıkça daha da iyi oynayan Brezilyalı stoper Naldo'yu bonservissiz olarak kadroya katan Schalke, İsviçreli forvet Breel Embolo'yu devler ve Wolfsburg, RB Leipzig gibi paralı rakiplerle çatışarak transfer etmeyi başardı. Sevilla'dan gelen Coke de çok iyi bir transferdi ama gelir gelmez uzun süreli sakatlık geçirmesi yazık oldu. Sol beke Chelsea'den Baba Rahman'ı kiralamaları, orta sahayı Stambouli ve Bentaleb'le güçlendirmeleri çok olumlu noktalar.



Sane, Matip ve Neustadter ayrılan isimler olurken bence Heidel doğru hamlelerle bu boşlukları doldurdu.

Schalke kadrosunda Johannes Geis, Max Meyer, Leon Goretzka gibi genç Alman yeteneklere, Nastasic, Schöpf, Huntelaar, Choupo-Moting gibi önemli parçalara sahip. Kulübün maddi gücü yerinde ve artık potansiyelini heder etmeyip Şampiyonlar Ligi vizesi için savaşmaları gerekiyor. Bu sezon Mönchengladbach-Leverkusen-Wolfsburg gibileriyle rekabet içinde olacaklardır. İzleyelim ve makus talihlerini yenebiliyorlar mı görelim.


FULHAM

Açıkçası çoğumuz Championship'i düzenli olarak takip edemiyoruz ancak bu aralar o ligde önemli bir proje yavaş yavaş kendinden söz ettiriyor. Göz atmakta yarar var.

Moneyball filmini izlediyseniz Oakland A's adlı beyzbol takımının koçu Billy Beane'in elindeki kısıtlı bütçeyle veri analizi yapan bir genconun çıkardığı istatistikleri ön planda tutarak "kelepir" transferler yaptığını ve başarıya ulaştığını hatırlarsınız. Gerçek olaylardan esinlenen bu filmde anlatılan strateji son yıllarda Avrupa futboluna da etki etmeye başladı. Danimarka'da Midtjylland ve İngiltere'de Brentford kulüpleri transferlerini kendi oluşturdukları veri kıstaslarına göre yapıyor. İşte Fulham'da da benzer bir durum var.



Fulham'ı 2013 yılında satın alan Shahid Khan'ın oğlu Tony Khan, veri analizine çok meraklı biriymiş ve babasının sahibi olduğu Amerikan futbolu takımı Jacksonville Jaguars'da başkan yardımcılığı yapmış. Tony Khan'ın Jaguars'da beraber çalıştığı Craig Kline burada devreye giriyor.

"Futboldan pek anlamayan" Kline, kendi geliştirdiği bir veri analizi sistemine uygun olan futbolcuların transfer edilmesini istiyor ve şu an Khan tarafından istekleri yerine getiriliyor. Fakat bu durum takımın Sırp teknik direktörü Slavisa Jokanovic'i kızdırmış gibi. Jokanovic geçen hafta yaptığı açıklamada geciken transferlerden yakınmış ve Manchester United'dan kiralanmasını istediği Andreas Pereira Kline tarafından veto edilince "Transferlerde son söz benim değil, kimin olduğunu biliyorsunuz. O adamın istemediği oyuncular alınmıyor ve o ne isterse oluyor" diyerek açıktan hedef almıştı Kline'ı.

Tüm bunlara rağmen Fulham son günlerde iyi transferler yaptı. Euro 2016'nın en iyi savunmacılarından İzlandalı Ragnar Sigurdsson İngiltere piyasası için gayet uygun bir bonservisle, 4.7 milyon Euro'ya alındı. Geçen sezonun devre arasında Sturm Graz'dan alınan Madl'ın da Kline imzalı bir transfer olduğu yazılıyor. Celtic'den Stefan Johansen, Genk'ten Kebano, Rayo Vallecano'dan Jozabed, Bastia'dan Ayite ve Lokeren'den Denis Odoi hep Kline'ın Avrupa liglerini kendi yöntemleriyle taraması sonucu kadroya katılan isimler. Chelsea'den kiralanan Tomas Kalas'ın da bu ligde tecrübesi var. Bir Championship takımı için de iyi hamleler bence. Santrfor hamlesini de doğru yaparlarsa şampiyonluğun büyük adayı benim için Fulham'dır.


Transferlerden bahsetmişken Fulham'ın bu sezon ülke futboluna sunduğu bir yıldız adayını da yazmadan olmaz; 2000 doğumlu -yazarken tuhaf hissediyorum- sol bek Ryan Sessegnon ilk maçında Leeds'e karşı maçın adamı oldu, ikinci maçında sonradan oyuna girip gol attı. Gareth Bale'e benzetenler de var ve şimdiden Arsenal, Liverpool, Tottenham gibi kulüpler onu takip ediyor. Bu açıdan da Fulham'a göz atmakta yarar var.